Münafıkların Özellikleri

 Temsil hikaye

Şu temsili dinleyin. Bir zamanlar kudretli bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın veziri, hükümdarlığa göz dikmişti. Günün birinde hükümdarın yeni emrine itaatsizlik etti, bu saygısızlığının karşılığı olarak hükümdar, "Defol saraydan, artık vezirim değilsin." dedi. Vezirin taraftarlarından bir kısmı sarayda kaldı, bir kısmı vezir ile dışarıya giderek düşmanlığını açıkça beyan ettiler.

İçeride kalan vezirin taraftarları, sarayda onun namına işler yürütmeye koyuldular, yeni taraftarlar toplamaya çalıştılar. Bir gün kovulmuş vezir, hükümdarı tahtından edeceğine inandıkları için böyle yapıyorlardı. Hükümdarın taraftarlarının çoğunu gizli planlarla kendi tarafına çekmeyi başarıyorlardı ama hükümdarı gerçekten seven kişileri bir türlü ikna edemiyorlardı. Hükümdar taraftarlarını ikna etmek için hükümdarı çok sevdiklerini söyleyip duruyorlardı. Hükümdar taraftarlarını saptırma vazifesinde oldukları için onlar hükümdarın yasasını okuduğunda buna tahammül edemiyorlardı, çünkü vakitlerinin boşa gittiğini biliyorlardı.

Bunları fark eden hükümdar taraftarları bu kişileri sarayın en pis işlerinde çalıştırdılar. Sarayın tuvaletlerini, ahırın pisliğini bu kişilere temizlettiler. Hükümdarı çok sevdiklerini söyledikleri için hain olmaktan korktukları için sarayı terk edemediler. Ama onlar fark edilmediklerini sanarak, "Ne kadar zekiyiz, hiç kimse bizim düşman olduğumuzu anlamıyor." gururuyla ömürlerini bu şekilde tükettiler. Hükümdarın saltanatı daha da güçlendi. Saray efradındaki çürükler seçilmiş oldu.

Bu temsildeki kudretli hükümdar Allah, kovulmuş vezir şeytan, sarayın içindeki vezir taraftarları münafıklar, düşmanlığını açıkça söyleyenler kafirler, sarayda kandırılan kişiler kalbinde hastalık olanlar, sinsi düşmanları fark edenler samimi müslümanlardır.

Kuran'ı dinlemeye tahammül edemez

Basit münafıkların tespit edilmesinde en kolay metottur.

68:51 Doğrusu o kafirler, Kuran'ı işittikleri vakit, az kalsın gözleri ile seni devireceklerdi.

Kuran okunduğu sırada münafığın gözlerinde nefreti, "Nerden çıktı şimdi bu Kuran." dediğini görebilirsiniz.

Öyle ki münafık şansını deneyerek, "Bana Kuran okuma." der.

Münafıklar cahiliye üslubuyla konuşurlar, "Boş yapalım, boş ver Kuran'ı, dini konular konuşmak boş iş." der.

18:101 Ki onlar, Beni zikretme konusunda gözleri bir perde içindeydi. Kuran'ı dinlemeye katlanamazlardı.

Oysa Müslümana Kuran okuduğunuzda, o da başka bir ayet söyler, Kuran okumaktan asla rahatsız olmaz, bütün zamanını Kuran okuyarak geçirmek ister.

Münafık kendisine Kuran okuyan Müslümanı sinsice kendisine davet eder, "Bak ben arkadaşlarımla boş yapıyorum. Böyle konular sıkıcı. Sen de bizim gibi olsana. Boş ver Kuran'ı falan." der.

33:18 Kesinlikle Allah, sizden, işi engelleyenleri ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri biliyordu.

Allah'tan umudunu kesmiştir

Münafıklar o ahlaksız, iğrenç davranışlarından sonra Allah'ın rahmetinden umutlarını keserler.

Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez ama münafıkların kesmesinin sebebi bu azgın ve ahlaksız hayatı beğenmiş olmalarıdır. Böyle yaşamada ısrarlı olan münafıklar, bu iğrenç işleri, Allah'ın rahmetiyle takas etmişlerdir.

29:23 İşte onlar Allah'ın rahmetinden ümidini kesmiş olanlardır. Onlar için acıklı bir azab da vardır.

Münafıklar dünyada ahlaksız yaparak yaşamayı hayat tarzı olarak kabul ederler. O yüzden ahirette kesin olarak kaybedeceğini kabul etmiş olarak alabildiğince yapabileceği en uç ahlaksızlıkları yapmaktan hiç çekinmez.

Bu yüzden sosyal olarak aktif olmaya, saptıracağı insanları tespit etmeye her gün yoğun şekilde devam eder.

60:13 İnkâr edenler kabirlerde bulunanlardan ümit kestikleri gibi onlar da ahiretten ümit kesmişlerdir.

Münafık, Allah'ın rahmetinden umudunu kesmiştir. Ahiretten umudunu kesmiştir.

5:3 Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden umut kesmişlerdir.

12:87 Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.

Münafık özelliklerini duymak istemez

Münafıklar, münafık özelliklerini hakkında asla konuşamazlar, dinlemeye tahammül edemezler.

9:64 Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri haber verecek bir surenin başlarına inmesinden çekinip, endişe etmekteler. De ki: İstediğiniz gibi alay edin bakalım. Nasıl olsa Allah, tasalandığınız asıl şeyi er geç açığa vuracaktır.

Allah, münafıkların gizlice yaptığı bütün ahlaksızlıklar er geç ortaya çıkarıp, onları rezil ediyor.

39:26 Allah böylece onlara bu dünyada da rezilliği ve perişanlığı tattırmıştı. Ama günahkarların öteki dünyadaki azapları daha büyük olacaktır, keşke bunu bir bilselerdi.

Müslüman diğer Müslümana da münafık özelliklerini söyler, o Müslüman da başka bir münafık özelliğini söyler, böylece birbirlerini uyarırlar.

Ama bir münafığa, münafık özelliğini söylediğinizde, "Sen bana ne ima ediyorsun? Ben böyle biri miyim? Beni mi kastettin?" derler.

63:4 Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.

Oysa Müslüman, zaten Kuran okur, zaten münafık özellikleri hakkında konuşur. Böylece münafık özelliğinin tecelli ettiğini gören Müslüman Kuran'ın mucizesine tanık olur.

Yalan yemin ustasıdır

Yemin etmek, avanak münafıkların açık bir belirtisidir. Yeminin Müslümanlar için değerli olduğunu bilen münafıklar bol bol bu yola başvururlar.

58:14 Onlar, ne sizdendirler ne onlardan. Kendileri de bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar.

Münafık bilinmeyecek olan her şey için bol bol yemin ederler.

24:53 Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."

Henüz savaşla ilgili bir durum olmadığında yemin ederler. Ama Müslümanlar "Allah o gün kalplerimizden korkuyu alsın ve Peygamberle savaşa gitmemizi nasip etsin." derler.

Münafıklar savaş gelene kadar diğer Müslümanlardan daha takva ve daha korkusuz görünürler. Çünkü, "Biz kesinlikle savaşırız, yemin ederiz." diyerek dolaşırlar. Ta ki savaş günü gelene kadar.

Savaş günü geldiğinde de "Ailelerimiz olmasaydı kesin savaşırdık" diyerek sıvışırlar ama azgınlıkları burada bitmez, "Bu Müslümanlar bizim kadar takva değil eşlerini, çocuklarını burada bırakıp gittiler. Hiç ailelerini düşünmüyor bunlar. Keşke bizi dinleselerdi, bizim kadar imanlı değiller ki. Bizim gibi imanlı olsalardı öldürülmezlerdi." diyerek daha imanlı olduklarını anlatmaya devam ederler.

3:168 Onlar kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri hakkında: “Eğer bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi” diyenlerdir. De ki: “Eğer doğru sözlü iseniz ölümü kendinizden savın bakalım!.”

Bugün de bütün ömrünü dünyaya, işine, okuluna, ailesine adamış olan bir münafık, Müslümanlara yemin ederek onları kandırmaya çalışır.

9:96 Kendilerinden hoşnut olmanız için size karşı yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız da Allah fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.

Hep daha iyi olma iddiasıyla ortaya çıkan münafıklar, Müslümanların hoşnutluğunu kazanacağını düşündüğü her konuda yemin ederler. Çok değer verdiğini söyledikleri aileleri üzerine de yemin ederler.

9:107 Biz ancak iyilik istemekteyiz diye yemin edecekler ve Allah'sa tanıklık etmektedir ki onlar yalancıdır.

Yemin ettiği bir konuda yalan attığı ortaya çıkan münafık, "Ben yalnızca iyiliği planlamıştım." derler.

Oysa kendisini en takva, en iyi göstererek Müslümanın imanına zarar vermeyi amaçlamaktadır.

Yalan yeminlerinin arkasını kesmeyen münafık böylece tespit edilir. Münafığın gösteriş için kıldığı namazlar, oruçlar, zekatlar boşa gitmiş olur.

5:53 İnananlar da derler ki, sizinle beraber olduklarına dair bütün kuvvetleriyle yemin edenler bunlar mı? İşte yaptıkları boşa çıktı, ziyankar oluverdiler.

Münafığın yaptığı bütün davranışların Şeytanın davranışları olduğunu anlamalısınız. Münafık kendisini şeytana teslim etmiş bir mutsuzdur.

7:21 Şeytan onlara, “Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim” diye yemin etti.

Münafığın Allah rızası için hiçbir şey yapmadığını gören Müslüman, yeni yeni yeminler eden münafığa, "Senin yemininin bir değeri kalmadı, davranışların malumdur." der.

24:53 Eğer kendilerine emredersen, o münafıklar, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."

Münafık köşeye sıkışacağını anladıklarında yemin ederek konuşmaya başlarlar.

58:16 Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular.

Allah, Müslümanları münafıkların eline bırakmaz. Bu yöntem ile kandırmaları mümkün olmayacaktır.

68:10 Yemin edip duran alçağa uyma!

Bunu anlamayan münafıklar yemin etmeye, yeni yalanlar dizmeye devam edeceklerdir.

4:141 Allah, kafirlere müminlerin aleyhine bir yol vermeyecektir.

Allah münafıkları kahretsin.

63:4 Allah onları-münafıkları kahretsin!

Kibirlidir

Münafıklar asla egosunun alçaltılmasına izin vermezler.

Şeytan, kendi arzularını insanlara telkin eder. Örneğin, kendisi tanrı olmak ve sonsuza kadar yaşamak istediği için Adem'e kendi arzusuyla telkin eder.

7:20 Şeytan, “Rabbinizin sizi bu ağaçtan uzak tutması, yalnızca, siz ikiniz melekler gibi olmayasınız ya da sonsuza kadar yaşamayasınız diyedir” dedi.

Şeytan, insanlardan ele geçirdiği kişilere kendi arzularını tecelli ettirir. Kendisi tanrı olmak istediği için ele geçirdiği kişilere de, "Sen tanrısın." diyerek, tanrı olduklarına ikna eder.

79:24 Firavun, "Sizin en yüce Rabbiniz benim" dedi.
2:258 Nemrud: “Ben de öldürür ve diriltirim." diye karşılık verdi.

Bütün münafıkların içerisinde yatan gizli arzu, tanrı olmaktır. Böylesine gururlu kişinin gözünde diğer insanlar nedir, düşünür müsünüz?

Şeytanın karakterine bürünen münafıkları anlamalısınız. Münafıklar asla egosunun alçaltılmasına izin vermezler.

Yani, bir münafığa, "Sen ölüleri diriltemezsin." derseniz, bunu bile kabul etmeyecektir. Eğer size güç yetirecek konumda değilse bunu dışından söylemeyecektir.

Egosu onun her şeyidir. Öyle ki asla pişman gözükmek istemezler. Bu yüzden hesap gününde bile pişman olmadıklarını söyleyeceklerdir.

10:54 Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler.

Sonsuza kadar cehennemde her türlü azabı görse bile egosunu ezdirmemek için "Pişman değilim, bağışlamanı istemiyorum." diyecektir. Kuran'ın hiçbir yerinde cehennemliklerin bir kerecik bile "Bağışla." dediği görülmüyor.

Münafıkların egosunu anladıysanız, neden saplantılı, takıntılı, aşk adı altında psikopat katiller olduklarını tahmin etmeye başlamışsınızdır.

Gururlu insanlar için İsa Peygamberin söylediklerini okuyun.

İsa Peygamber "Gururlanmak"

Bizi alevli ruhtan değil, yeryüzünün çamurundan yaratan Allah'ın kutsal adını tesbih ve tazim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah'ın huzurunda merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden, alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu söylediğinden bunu hiç bulmayacaktır. Duydunuz mu kardeşler, babamız Davud'un Allah'ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip, bir daha geri dönmeyeceğini göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu sözleri bilenler ne kadar kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tövbe ederek ve günahları sürüp gitmeyerek, Rablerine karşı sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini yüceltenlere yazıklar olsun, çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri olarak azaltılacaklardır.

Söyleyin bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni nedir? Burada, yer üzerinde herhangi bir iyilik var mıdır acaba?

Kesinlikle hayır; çünkü Allah'ın peygamberi Süleyman'ın dediği gibi, “Güneşin altında bulunan her şey boştur.” Eğer dünyada bulunan şeyler bize kendimizi kalbimizde yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir. Çünkü insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı savaştıklarından pek çok dert ve ıstıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı sıcağından niceleri can vermiştir, niceleri kışın soğuğundan ve donundan ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür niceleri; niceleri de hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem olarak, yılanlar tarafından ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her yerde tüm yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar kendini yücelten talihsiz insan!

Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve nefs için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, Şeytan’a kulluk edip, Allah'ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lanetliler için ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, babamız Davud'un dediği gibi “Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa günaha girer.” “Kişinin kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için Allah'ın rahmetini ve acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir. Çünkü babamız Davud der ki, “Allah'ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir. Kim kendini yüceltirse, toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım istemez ve böylece yardımcısı olan Allah'ı kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi zavallılığını bilse ve her zaman Sübhân olan Yaratıcısından merhamet isteseydi, Allah Şeytan’ı bağışlardı.

Ey duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan yaratıldığı halde kendi durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh yaratan insanın ah bu gururu! Burada o, sanki “Allah'a kulluk etmekte hiç bir yarar yoktur” diyerek, Allah'la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları bunu gösteriyor.

Şeytan, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu duruma düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size yararlı hiç bir şey veremem. O halde bunu yapmak Allah'a aitken ben her şeyde nasıl yardım edebilirim? Öyleyse Allah'ımız olarak, sözüyle Kâinatı yaratan yüce Allah'ı alacak ve başka dinden olanlarla ve ilâhlarıyla alay mı edeceğiz? Buraya, mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi kesenekçisiydi.

Ferisi ibadet yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua etti, “Şükürler olsun sana ey Allah'ımız Rab, çünkü ben her kötülüğü yapan öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim. Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.” “Vergi mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik dedi, “Rab, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok günahlar işledim; bana merhamet et!” “Bakın size diyorum ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda indi; çünkü Allah'ımız tüm günahlarını affedip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah'ımız yaptıklarını nefretle karşılayıp onu reddetti.

Olur ya, bir insanın bahçe haline getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle öğünsün mü? Asla, çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle yapmıştır. Ve sen ey insan, Allah'ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan her iyiliği sende O'nun yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle öğünür müsün? Ve hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bilmez misin ki, eğer Allah seni şeytan'dan korumamış olsaydı, sen şeytan'dan daha kötü olurdun. Şimdi bilmez misin ki, tek bir günah en güzel meleği en iğrenç şeytan yapar. Ve dünyaya gelen en tam insan Âdem’i tüm soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi çeken zavallı bir varlık haline getirdi.

O halde hiç korkmadan kendi keyfince yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey çamur, çünkü kendini seni yaratan Allah'ın üstüne çıkardığından, sana tuzak kuran Şeytan’ın ayaklarının altına indirileceksin.

İsa Peygamber "İnsan Gururdan Kurtulmak İçin Ne Yapmalı?"

Dünyaya gelen insanlara yazıklar olsun çünkü gurur içinde yaşarlarken zillet içinde ölecekler ve şaşırıp kalacaklar. Bu dünya, Allah'ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah'ın tüm kutsal kullarıyla peygamberlerinin yemek yediği bir evdir.

Ve size diyorum ki bakın, insan aldığı her şeyi Allah'tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini ve Allah'ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın “Ah, bu dünyada bu neden yapılır ve bu neden söylenir” demesi değil, gerçekten, kendini dünyada Allah'ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun huzurunda olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allah’ın elinden alınan hiç bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrünü Allah sevgisi için harcamalıdır.

Saplantılı ve psikopattır

Münafık, hiç kimsenin egosunu aşağılamasını kaldıramaz.

Şeytan, Allah'ın secde et emrine egosu aşağılanacağı için uymadı. Egosunu Allah'a bile ezdirmemek için çabalayan şeytan ve halkının bunu yapacak bir insana nasıl kinleneceğini düşünün.

Münafığın kitabında reddedilmek yoktur. Bu onun egosuna büyük bir darbedir. Çünkü, münafık kendisini Allah'tan bile üstün görürken değersiz bir insanın onu reddetmesine ihtimal veremez.

Münafığın kalbinde sevgi diye bir şey yoktur. O sadece egosunun şişirilmesini ister. Ama bunu uygulattıracak gücünün olmadığını bildiği için ve kınanmamak için sevgi adı altında ortaya çıkar.

Bütün münafıklar yaptığı bütün eylemleri sevgi adı altında yapar.

Yusuf'u öldürmeyi arzulayan münafık kardeşleri bunu sevgi için yaptıklarını iddia ediyorlar:

12:9 Yusuf'u öldürüp araziye bırakın. Böylece babanızın sevgisi sırf size kalır. Bakarsın bu sevgiden gül gibi bir toplum olur.

Yusuf'u müebbet zindana atacak kadar nefret eden kadın, Yusuf'u çok sevdiğini, aşık olduğunu söylüyor.

12:30 "Azizin karısı, genç kölesinin gönlünü çelmeye kalkmış, kölesine olan aşkı yüreğinin derinliğine işlemiş."
12:32 Azizin karısı: "Yemin ederim ki, ben onun nefsine yaklaşmak istedim de, o iffet göstererek sakındı. Yine yemin ederim ki, eğer emrimi yerine getirmezse, muhakkak zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır."

Sevginin şekli değişebilir. Firavun, egosunu ezdirmemek için vatan sevgisini, vatandaşlarının huzurunu bahane ediyor:

20:57 Firavun dedi ki: "Ey Musa! Sen bizi büyünle, yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?"

Aynı saplantıyı Firavun'da da görüyoruz. Gitmek isteyen Musa'nın peşine düşerek Musa'yı öldürmek istiyor. Münafıklar egosuna zarar veren kişileri öldürme saplantısındadır.

20:78 Firavun askerleriyle onların peşlerine düştü.

Münafığın egosunu tatmin ederek ondan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Çünkü işi en sonunda Firavun gibi, "Ben senin tanrınım, değil mi?" noktasına kadar getirecektir.

Münafığın kalbinde hiçbir şeye karşı sevgi kırıntısı yoktur. Allah'tan nefret bu münafıkların bir şeyi sevebileceğini asla düşünmeyin.

Böylesine egosuna titiz olan münafıkların kaderi ise bütün hayatları boyunca her konuda aşağılanarak yaşamak olur. Ama inatla egolu olmaktan kurtulamazlar.

Ayetleri kullanarak kötülük yapar

Münafıklar dönek konumuna düşerek egosunu ezdirmemek için; ilk başta iman ettikten sonra bir daha Kuran'ı terk ettiğini açıklayamaz.

Ama Kuran'a uyduğu için rahatça kötülük de yapamaz hale gelir. Bu yüzden yapacağı her kötülüğe Kuran'dan ayet bularak yapmaya karar verir.

Örneğin; Hz. Ali'yi şehit eden münafık, "Kuran'da kafirleri öldürün yazıyordu. Ben de Allah'a bana bir kafiri öldürt, diye dua ettim. Sonra gittim Ali'yi öldürdüm. Kuran'da Allah duaları kabul eder, yazmıyor mu? İşte tamamen Kuran'a uygun hareket ettim." dediği kaynaklarda geçiyor. Diğer münafıklarda bu münafığı tebrik etmişler, iyi bir şey yaptığını söylemişlerdi.

Bugün de münafıklar yapacağı her pisliği ayetten kendince yalan çıkarımlar yaparak yapar.

Oysa münafığa, "Allah sadece savaşan kafirleri öldürmeye izin vermiştir. Birisi kafir olsa dahi barış istiyorsa ona dokunmak haramdır." dediğinizde, "Hayır, kafirleri öldürürüm. Kuran'da böyle emrediyor." der.

Sonra Hz. Ali, Hz. Osman gibi en güzel Müslümanları öldürerek, "Bana göre bu kafirdi. Ben ayeti uyguladım." derler.

2:191 Size karşı savaşanları, karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden, siz de onları sürüp çıkarın. Müminleri dinlerinden döndürmek için yapılan baskı, kavga, zulüm ve bozgunculuk yani şirk düzeni öldürmekten daha kötüdür. Onlar size karşı savaş açmadıkça, Mescidi Haram civarında onlarla savaşmayın, ama sizinle savaşırlarsa onları öldürün. Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin cezası böyledir.

Münafıklar dönek olmamak için "Kuran'ı inkar ettim, Müslümanları yok etmek istiyorum." diyemez. Hem şeytani planını uygulamak hem de egosunu ezdirmemek için, en güzel Müslümanlara kendince "Bu kafir." diyerek saldırıya geçer.

Fark edilmediğini sanır

Allah'a kalpten imanın belirtileri ile münafığın sahte imanı arasındaki fark belli olacak şekildedir.

Müslümanların Kuran'da anlatılanın tıpkısı olan münafığı gördüğünde Kuran'a bağlılığı ve Allah'a imanı artar.

47:30 Sen onları simalarından tanırsın. Andolsun ki, sen, onları, incitici konuşma tarzlarından da tanırsın.

Münafıkların kalplerinde sevgi olmadığı için sevgileri taklit şeklindedir. Bir Müslümanın sevdiği kadına çiçek aldığını görünce bunu taklit olarak o da uygular. Çünkü sevginin ne olduğunu bilmediği gibi sevginin belirtilerini de kestiremez.

Bu sevgisizlik bütün davranışlarına yansır. Konuşurken her sözü saldırı tarzındadır. Olayları çözümleme, gönül alma, içindeki sevgisini yansıtan bir söz asla kullanamazlar. Müslümanlardan gördüğü sevgi sözcüklerini tamamen taklidi olarak sıralamaya çalışırlar ama ağızlarından aşağıya inmediği hemen görülür.

Örneğin, bir kadını çok sevdiğini, öldüğünü, bittiğini söyler ama bu sözün sadece ağızının içerisinde döndüğü görülür. İddialarının büyüklüğüyle de dikkat çeker. Müslüman birisi bir kadını sevdiğini söylerken onun huzuruna, mutluluğuna dikkat ederken, münafık ise en ufak sevgi tecellisi görülmez. Ama iddiaları olağanüstüdür. Ölecek kadar sevdiğini, kadını tanrı gibi gördüğünü söyleyecek kadar ileri gider. Oysa bir insan Allah rızası için sevileceğini anlamayacak kadar ahmaktır. Kendince çok doğru konuştuğunu sanarak böyle şeyler iddia eder.

Olağanüstü sevgi iddiaları da kibrinin belirtisidir. "Ben seversem böyle olağanüstü severim." diyerek bu konuda bile egosunu ezdirmez. Onun bu sevgi iddialarına kanmayan kişiye, "Ben seni olağanüstü sevmiştim. Sen sevgime ihanet ettin." diyerek sevgi adı altında nefret faaliyetlerine başlar.

Aynı üslubu iman konusunda da yapar. Müslümanların hep daha ötesinde bir imandan bahseder. Öyle ki Muhammed Peygamber döneminde iman konusunda Muhammed Peygamberi geçtiklerini iddia ediyorlardı.

49:1 Allah’ın ve Elçisinin önüne geçmeyin.

Muhammed Peygamberi beğenmediklerini O'ndan daha iyi olduklarını göstermek için kendilerine mescit açıyorlar.

9:107 Mescid (Mescid-i Dırâr) kuranlar var. Bunlar muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz bununla sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

"İyilerin iyisini yapmak istedik." üslubunu anlamalısınız. Münafıkların konuşma üslupları şeytanın üslubuyla tamamen aynıdır. Her zaman daha iyi olma arzusundadırlar. Her zaman iyilik amacındadırlar.

Münafığa, "Neden ayrı mescid açıyorsunuz. Allah parçalanmayın diye emrediyor." denildiğinde, "Aramızda kalsın ama Muhammed Peygamber azdı galiba, biz ondan daha takva olduk." diyerek, en güzel Müslümanları düşmanları görürler.

3:103 Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.
53:2 Arkadaşınız sapmadı da, azmadı da.

Düşünün, Muhammed Peygamberi kafir görecek kadar gözü dönmüş münafıkların, bizler gibi Müslümanlara kötü şeyler yapmak isteyecekleri daha kesin değil mi?

Yani, münafıklar bu tür davranışlarıyla kendilerini açık ederler. Çünkü, size karşı içlerindeki öfke o kadar çoktur ki bunu gizlemeleri mümkün değildir.

3:118 Şiddetli öfkeleri ağızlarından dökülmektedir. Kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz bunlarla ilgili bu işaretleri sizin için böylesine açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.

Örneğin, münafık tanıdığı samimi bir Müslümana, "Allah kafirleri öldürün demiş, hepsini öldüreceğim." der. Müslüman, "Durup dururken neden böyle söyledin, savaşa mı gidiyorsun?" dediğinde, imalı şekilde, "Önce içimizdeki, yanımızdaki kafirleri yolunu bulup öldürsem." der. Bu imalı nefret, kin, öfke boşaltımından sonra, "Hadi namaza gidelim. Namaz kılmaktan dizlerim yara olmuş." der ve abdest almadan namaz kılmaya gider.

Yakup Peygamber münafık olan çocuklarını fark etmişti.

12:5 Babası, “Yavrucuğum!” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.”

Şeytan Adem'in üst konumunu kıskanmıştı. Şeytana bağlanmayan bir insan, kardeşini daha güzel bir konuma Allah'ın getirdiğini bilerek ancak şükreder, sevinirdi. Yakup Peygamber, "kardeşlerin" dedikten sonra "şeytan" demesi bu yüzdendir.

Münafık özelliği dediğimizde bu şeytanın özelliği demektir. Çünkü bu kötü huylar şeytanın özellikleridir. İnsan, şeytanı mürşid görmesi yönüyle kirlidir. Şeytan; hasetçidir, zalimdir, kan dökücüdür, kibirlidir, öfkelidir, isyankardır, sinsidir, yalancıdır, kirlidir, azgındır, şehvet düşkünüdür... Bir insan bu özellikleri beğenip, uyguladığında kirlenir.

Münafıkların fark edilmediğini sanmalarının ahmaklık derecesi ileri boyuttadır. Muhammed Peygamber mescitte başkasının arkasına saklanarak sıvışan münafıkları görmediğini sanacak kadar ahmaklardır.

24:63 Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Muhakkak ki Allah içinizden birbirlerini siper edinerek sıvışanları bilmektedir. Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir belanın gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın gelip çatmasından sakınsınlar.

Kuran ile münafık alametlerini öğrenen Müslüman, bir kişide bu özellikleri tek tek gördüğünde Kuran'ın mucizesine tanık olur. Kuran'da münafıkların söylediği sözü kelimesi kelimesine söyler, bunu işiten Müslüman için heyecan verici bir olaydır.

Bu yüzden Müslümanın karşısına Allah, münafıklar çıkarır, bu mucizeyi onlara yaşatır.

Sabit fikirlidir

Münafık, Allah'ın rızasına uygun olmaya davet edildiğinde bahane ile kaçar. Uzun süre boyunca buna çabalansa bile münafıkta değişen tek şey bahanesi olacaktır.

Yani, Allah rızası için düşmanlara karşı savunmaya, savaşa davet edildiğinde ilk başta, "Ailemi korumam gerekiyor, evim açık." bahanesini iptal ettiğiniz de, "Ama hava çok sıcak, bu sıcakta savaşılmaz ki." diyerek yeni bahaneye geçer. Bu sorun çözülse, hava durumu değişmiş olsa, hava serin olsa, "Ama ben savaşmayı bilmiyorum ki." diyerek yine Allah'ın rızası için hiçbir şey yapmaz.

33:13 “Gerçekten evlerimiz saldırıya açık, emniyette değil!”
9:81 Bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler.
3:167 Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik

Münafık bir türlü fikrinin değiştirip, "Ben de sizinle geliyorum." demez. Münafığın saplantılı olduğunu sabit fikirli olmasıyla daha iyi anlıyoruz.

Bugün de bir münafığa, Allah rızası için bir şey yapmaya davet ettiğinizde, "Ama benim okulum var, vaktim yok ki." der. Okulu bitince davet ettiğinizde, "Ama şimdi iş bulmam gerek. Dünya hayatımda ileriyi düşünmem gerek. Öyle şeylere ayıracak vaktim yok." der. Düzenli bir işi olduğunda, "Ama benim şimdi evlenmem, üremem gerek. Eşim öyle şeyler yapmama izin vermez. Düğün işleriyle uğraşmam gerekiyor." der. Evlenip hayatı düzene girse, "Şimdi çocukları büyütmem gerekiyor." der. Çocukları büyüdüğünde, "Ama şimdi çocukları evlendirmem gerekiyor. Onlar da yuvasını kursun. Şimdi öyle işlerle uğraşırsam, ailemle nasıl ilgilenirim." der. Bütün bunlar bitmiş olsa, "Ama benim aklım öyle şeylere ermez. Namazımı kılıyorum işte yetmez mi?" der.

Yani, Allah'ın Kuran'da ne kadar öncelik verdiği konu varsa yapmaz ama kendi hevesleri uğruna yaptığı her şeyi Allah rızası için yaptığını iddia eder.

Elbette her şey Allah rızası için yapılır ama münafıklar samimi değiller. Çünkü, Allah'ın rızasının en çoğuna göre hareket etmek esastır.

Örneğin, bir kişinin açlıktan kıvrandığını gördüğünüzde o kişiye elinizdeki ekmeği vermeniz Allah'ın rızasının en çoğudur. Oysa münafıklar ellerinde ekmeklerle yürürken açlıktan kıvranan bir kişi görseler, selam verip geçerler. Ona sorduğunuz da, "Neden ekmeğini paylaşmadın?" dediğinizde, "Allah, Kuran'da selam verin demiyor mu? Sen hiç Kuran okumuyor musun?" derler.

Aynen böyle de, düşmanlar saldırırken Müslümanlarla birlikte savunma yapmak Allah'ın rızasının en çoğudur. Ama münafıklar, "Evimiz açık, biz ailemize ekmek götürmeyelim mi? Allah rızası için ailemize bakıyoruz." derler. Evet Allah'ın rızası burada da vardır ama Allah'ın rızasının en çoğu şimdi bu değildir.

Münafıkların bu sıralaması keyiflerine göredir. İşte heva ve heveslerini ilah edinmek.

45:23 Kendi arzu ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın bir bilgi sebebiyle saptırdığı, kulak ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kişiyi gördün mü?

Oysa bu sıralama Allah'ın arzusuna göre yapılması esastır.

Örneğin, bir fabrikada işçilere görevler verilmiştir. Önce üretim yapılacak, sonra nakliye için yükleme yapılacak, sonra makinelerin bakımı yapılacak ve en son olarak temizlik yapılacaktır. Akıldan yoksun işçi fabrikaya gelir ve etrafı temizlemeye başlar. Bunu gören diğer işçi, "Şimdi bunun vakti değil, öncelikle üretim yapmalıyız." der. Akıldan yoksun işçi, "Patron bu görevi anlatmadı mı? Şimdi benim hata yaptığımı nasıl söylersin?" der.

Sinsice dinsizliğin telkinini yapar

53:2 Arkadaşınız sapmadı da, azmadı da.

Muhammed Peygamber döneminde münafıklar, Müslümanlara yaklaşarak, "Ya, Muhammed'e biz de inanmıştık ama bu kadar kadınla falan evlenmesi bilmiyorum, abi ya." bu tarzda bozuk üslupta, kalplere şüphe sokmaya, Müslümanları saptırmaya yönelik tarzda cümleler kurar.

Bugün de, bir münafığa, "İnkar edenler sürekli faaliyet yapıyor, evrimsel görüş ile insanlara Allah yok dedirtiyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsun?" diye sorduğunuzda, "Ya, aslında böyle 20'lik dişlerin körelmiş organ olması falan, bana da o yönde evrim var gibi geliyor, ya." der.

Daha sonra körelmiş organ diye bir şey olmadığını bilimsel kanıtlarla iyice ispatlayıp, açıkladığınızda, "Aynen, doğru söylüyorsun aslında, aman boş konular bunlar ya." der.

Boş vermemek gerektiğini, Kuran'da mücadele edilmesi gerektiğinin söylendiğini açıkladığınızda, "Ya, mantıklı bir açıklaması yok ki, Amerika'nın oyunu deyip geçmek lazım." der.

Ama bunun bilimsel yönden çürütülebilir olduğunu, Allah'ın Müslümanlara bir mücadele olsun diye samimiyetini göstersinler diye böyle görüşler yarattığını söylerseniz, "Ya, ben dünyayı gezmek istiyorum, balkan ülkelerini gezme hayalim var, bir sürü de işim var, bu konularla kafamı şişirme." der.

Her aşaması, Müslümanın mücadele azmini, Allah'ı zikretme azmini kırmaya yöneliktir. Münafık tehlikesini görmeyen bir Müslüman daha ilk aşamada münafığa benzeyerek, dünyayı gezme ilkesiyle bomboş bir hayat geçirmeye karar verebilir. Küfre karşı en ufak bir faaliyet, en ufak bir iman hakikati öğrenmeden ömrünü geçirir.

Oysa "üstünlük takvadadır" ayetindeki "hanginizin daha iyi işler yapacağını görmek için" ayetindeki, takva olma çabası için iman hakikatleri üzerinde sağlamlaşmak dünyadaki en öncelikli yaşama ilkesi olmalıdır.

Münafık istediği ülkeye gitsin bütün sıkıntıları kafasının içerisinde onunla birlikte gezecektir. Çünkü o, yaratılış önceliklerini değiştirdi, Allah'ın rızasına uygun olanı istemedi, günahlar ona çekici geldi.

Hayatın gerçekleri kafasındadır

8:49 Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Münafık, kendi beynine güvenerek yaşam mücadelesi verir. Yaptığı bütün sinsi planlarda isabetli kararlar verdiğini düşünerek yaşar. Allah'a inanmadığı için yapabileceği bütün kurnazlıkları yaparak yaşamaya çalışır. Onun için sadece hayatın gerçekleri vardır. Allah rızası için yaptığı her iş ona yürek acısı olur.

Müslümanın parasını ve vaktini Allah rızası için harcamasını büyük akılsızlık olarak görür. Kendisi dolandırıcılık yaparak bir para elde ettiğinde, bunun çok akıllıca olduğunu düşünür.

Ama münafık "Allah'a tevekkül" sırrını anlamaz. Münafık kendi beynine güvenir, Müslümanlar da Allah'a güvenir. Münafık dünyanın peşinde koşmaya başlar, yapabileceği bütün hileyi, yalanı, pisliği, ahlaksızlığı yapar ama dünya ondan kaçar, o dünyayı kovalar.

Stresin beyni küçülttüğü bilimsel bir gerçektir. Münafıkları stresleri, kaygıları günden güne eritir. Bedeni oluşturan her bir hücre kendi aleminde öz canlılardır. Her bir hücre sevgi, sakinlik, Allah sevgisi ister. Münafığın bedenindeki her hücre intihar eder. Beyninin küçülmesi bu yüzdendir. Hücre intiharları bütün vücudunda etkisini gösterir. Hücreler seyreldiği için çökük ve bitik görüntü oluşur.

Müslüman ise Allah'a tevekkül etmenin konforu ile sakindir, huzurludur. En zorlu şartlarda bile stressizdir. Yusuf gibi hapishaneye koyulduğunda bile hücreleri Allah aşkıyla bayram eder. 7 yıl sonra hapishaneden çıktığında daha da gençleşmiş olarak çıkar.

"Sen zaten böylesin" kalıbını kullanır

Yusuf'un münafık kardeşleri babaları Yakup Peygambere, "Sen zaten inanmazsın." diyerek, şunu demek istiyorlar, "Sen zaten hiçbir söze inanmayan, laftan anlamayan, doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bir kişisin."

Münafık bu sinsi yöntemi çok fazla kullanır.

Müslüman iyi niyetli düşünmeye meyilli olduğundan açık bir ahlaksızlığını fark etse bile yine de münafığa bunu sormak ister ama aldığı karşılık, "Bunu nasıl düşünürsün, sen zaten beni sevmiyorsun, sen zaten şüphecisin, sen zaten inanmazsın." diyerek, Müslümanı suçlu çıkarırlar.

Yakup Peygamber doğru bir söz söylendiğinde neden inanmasın. Yakup Peygamber gibi bir insana hem de babaları olmasına rağmen böyle bakan bir kişi diğer insanlara nasıl davranacağını düşünün.

Münafıklar öyle ki Müslümanların hepsini kendisinden daha akılsız görür. Yakup peygamberin de ve hatta Allah'ın bile Yusuf'u seçmekle yanlış karar verdiğini düşünürler.

Şeytan'ın, "Ben ateşten, insan çamurdan yaratıldı. Ben insana secde etmem." diyerek Allah'ın yanlış bir emir verdiğini düşündüğünü ve Alemlerin Rabbine akıl verecek kadar büyüklenen bir ahmak olduğunu hatırlayın.

12:17 ‘’Ey babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmıştık. O sırada kurt onu (kapıp) yemiş! Oysa biz her ne kadar doğruyu söylesek bile zaten sen bize inanmazsın.

Münafığın sinsi üslubunu daha iyi anlamalıyız.

“O biraz önce o ne söyledi? ayetinde ki "O" işaretine dikkat edelim. Aslında sevgi dolu Müslüman şöyle derdi, "Peygamberimiz Muhammed biraz önce ne söyledi, tekrar etmek, aklımda daha iyi kalmasını sağlamak istiyorum."

Münafıklar saygıdan yoksundur. Nezaketsizlik ve ahlaksızlıkta en ileri seviyededirler.

İşte tam bu sırada münafığa, "Neden "o" diyorsun, Resullullah desen daha güzel olmaz mı?" derseniz, size, "Sen ne kadar kötü bir insansın, beni yanlış anlıyorsun, sen zaten böyle hain bir insansın." diyerek, sizi suçlu duruma düşürürler.

47:16 “O biraz önce o ne söyledi?” diyerek (seni hafife alırlar.) İşte onlar; Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve kendi arzularının peşine düşen kimselerdir.

Örneğin, diğer münafıkların da olduğu bir ortamda, kaş göz hareketleriyle Müslümanı işaret ederken, Müslüman ona, "Neden beni gözlerinizle gösterip sonra da gülüyorsunuz." diye sorsa, o münafık, "Sen zaten böylesin, her şeyi yanlış anlıyorsun, ben öyle bir şey yapmadım, sen ne kadar kötü düşüncelisin." diyerek, Müslümanı suçlu çıkarır.

104:1 Kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!

İtaat edemez

Münafık aslında şeytan olduğu için şeytani büyüklenme içerisindedir. Bu büyüklenmenin şiddeti (haşa) Allah'tan bile kendisini üstün görmektir.

Şeytanın isyanını hatırlayın. Şeytan, Allah'ın indirdiğini, kararını beğenmedi. Bu şu anlama geliyor; kendisinin Allah'tan daha doğru karar verebildiğini düşünüyor.

Yani münafık ve şeytan, Allah'a itaat etmezken bir Müslümana nasıl itaat etsin ki?

4:61 Kendilerine "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin" dendiğinde onların senden iyice kaçtıklarını görürsün.
47:9 Bunun sebebi, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri sebebiyledir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.

Örneğin; Muhammed Peygamber savaş emri verdiğinde münafıklar, "Bu sıcakta savaşılmaz." dediklerinde aslında, "Muhammed Peygamber havanın sıcak olduğunu bile fark edemiyorsun. Onu da sana biz söyleyelim. Senden daha akıllı olduğumuz ortada değil mi?" demek istiyorlar.

9:81 Bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler.

Daha sonrasında, "Muhammed Peygamberin değil bizim sözümü dinlemeleri gerekiyor. Biz O'ndan daha akıllıyız. Bak bizi dinleyenler öldürülmedi." diyerek Muhammed Peygamberden daha akıllı olduklarını sanıyorlar.

3:168 “Eğer bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi” diyenlerdir.

Münafıklar oturdukları yerden dünyayı yönettiklerini sanırlar. Bütün münafıklar kendilerini tek tek dünyanın en akıllısı olarak görürler.

Söyler misiniz, bu büyüklenme içerisindeki kişiler nasıl itaatkar olabilirler?

Muhammed Peygambere itaat etmiyorlar ama başkasına edeceklerini mi düşünüyorsunuz? Ebu Bekir'e de etmediler, Ömer'e, Osman'a, Ali'ye de itaat etmediler. Münafıklar virüs gibidirler.

Münafıklar çıkarı peşinde koşan, küçücük çıkar için her türlü ahlaksızlığı yapan, kendisini çok akıllı sanan ama hemen önünü bile göremeyen kör, akılsız, beyinsizdirler.

İftiralara inanır

Söyler misiniz, Yusuf Peygamber döneminde yaşıyor olsaydık ve her tarafta "Yusuf zina yapmış!" iftirası konuşuluyor olsaydı, bu iftiraya münafıklardan başkası inanır mıydı?

Münafıklar, gündemdeki ahlaksızlıkları kınama eğilimindedirler. Bunun nedeni şu yüzdendir; münafıklar kendilerinin akla gelmeyecek ahlaksızlıklar yaptıklarını bilirler ama en ufak ahlaksızlığı bol bol kınar ki, "Bakın ben ne kadar ahlaklıyım. Nasıl da tavrımı ve imanımı belli ediyorum." diye gösteriş yapabilecek bir fırsat bulmuş olur.

Bu yüzden bir Müslüman kesin delil olmadan böyle bir konuya hüsnü zan ile yaklaşırken, münafık bütün iftiraların yaygaracılığını yapmakta tereddüt etmez.

Örneğin, birbirinden haberi olan iki münafık rüşvetçi vardır. Birisi rüşvet alırken yakalandığında diğer rüşvetçi münafık, bu durumu en çok kınayan olarak ortaya çıkar. Bunu kendisinin böyle bir şey yapmaktan çok tiksinen birisi olduğunu kanıtlamak için yapar.

Diğer iftiracı münafıklar bir Müslümana iftira attıklarında ise bu iftirayı hemen kınaması da münafığın kendisini takva gösterme çabası yüzündendir.

24:12 Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

Dedikoducudur

Münafıklar, "Bak ben nasıl düzgün bir insanım." imajı için iftiraların yaygaracılığını yapar.

Münafıklar diğer münafıkları düştüklerinde hemen sindirirler. Birbirlerini yiyen sırtlanlara benzerler. Çünkü, ahlaksızlığı ortaya çıkan iyi gizlenmeyi başaramamış diğer münafığı ilk önce onlar kınar ki, "Bakın, ben nasıl böyle ahlaksızlıklara karşıyım." imajı oluşturabilsin.

24:15 O iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda söylüyor ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtır.

Oysa Müslümanlar dikkatlidir, sakindir, dedikoducu değildir. Kesin kanıt sahibi olmadığı konu hakkında insanları hemen yargılamaz. Diyelim ki kesin kanıtı olsa bile yine yargılayamaz, çünkü Allah sonsuz affedicidir. Müslüman yargılamayı sadece Allah'ın yapabileceğini bilir. Müslüman bu yüzden kendi günahlarına tevbe etmek varken nasıl başkasını kınayarak, yargılayarak zamanını geçirebilir ki? Müslüman, Allah'ın yargısında kimsenin temiz çıkamayacağını bilir. Eğer bugün bir başkasını günahından dolayı kötü yargılarsa ileride o günaha düşmeyeceğinin garantisi var mıdır? Ve insan kötü yargıladığı gibi Allah'ın da onu öyle kötü yargılamasını ister mi? O zaman yargılama işini bırakın Allah yapsın. İnsan sadece kendini kınasın.

Müslüman'ın Kuran'a uygun olmayan davranışları kınaması başka şeydir. "Yalan söylemek kötüdür." demek ile "Şu kişi böyle yalanlar söylemiş." diyerek dedikodu yapmak farklı şeylerdir.

Lut Peygamber, çirkin olan davranışı kınadı, "Öfkeyle karşıyım." 26:168 dedi. Ama tek tek, kişi kişi bunun dedikodusunu yapmadı. Çirkin olan olguyla ilgilendi kişilerle değil.

Münafıkların ise çirkin olan olguyla alakası yoktur, dedikodu peşindedir. Ama bunu yaparken bile uyardığınızda, "Demek sen böyle yapmayı çirkin görmüyorsun? Sen nasıl Müslümansın?" diyerek Müslümanı suçlu çıkarırlar.

"O halde ülkede hiç yargıç olmayacak mı?" Bir ülkede herkesin yargıç olmasından bahsediyorum. Bırakın yetkili yargıçlar bunu yapsınlar. İsa Peygamberin şu sözlerini hatırlayın, "Herkes hüküm verici değildir, çünkü başkalarını cezaya çarptırma hak ve yetkisi yalnızca hakimlere aittir ve nasıl baba, tüm beden çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğlundan kesilip atılmasını emrederse, hakim de suçluları cezaya çarptırmalıdır.”

Müslüman olduğuna kendisini inandırır

Şeytan onları doğru yolda olduklarına Allah'ın bu yaşam şeklini seveceğine ikna eder.

Müslümanların gereksiz yere yorulduklarına, hayatlarını riske attıklarına inanırlar. Bu yüzden onlarla birlikte bulunmak istemezler ama Müslüman olmadığımı düşünmesinler diye "Bak biz de namazımızı kılıyoruz, evleniyoruz, doğru Müslümanlık böyledir." derler.

Örneğin, Muhammed Peygamber dönemini düşünün. İnkarcılar Müslümanların üzerlerine saldırıya geçmişler, savunmak, savaşmak gerekiyor. Ama içlerindeki münafıklar, "Evlerimizde ailelerimiz var, işlerimiz var, nasıl savaşalım? Hem savaşmayı da bilmiyoruz ki." diyorlar.

Ama bu münafıklar savaşmadıklarında, "biz Müslüman değiliz" demiyorlar. Aksine gerçek Müslümanın evinde ailesine bakması gerektiği, diğer savaşanların akılsızlık yaptığını söylüyorlar. Yani Allah'ın rızasına uygun bir iş yaptıklarını düşünüyorlar. Şeytan böyle ikna ediyor onları.

57:14 (Münafıklar) Onlara seslenirler: 'Biz sizlerle birlikte değil miydik?' Derler ki: 'Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözleyip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu.'

Münafıklar, kendilerine uygun geliştirdikleri mantığa göre doğru bir karar verdiklerini sanıyorlar.

Evinde ailesiyle oturuyorlar ama diğerlerinden daha takva olduklarını sanıyorlar. Diğer savaşa gidenlere acıyorlar, "Keşke bizim gibi imanlı olsalardı." diyorlar.

48:12 Hatta siz, sandınız ki Peygamber ve inananlar, artık bir daha çoluklarına çocuklarına dönemeyecekler ve bu zan, gönüllerinizde bezendi ve kötü bir zanna kapıldınız ve hiçbir hayra yaramaz kötü bir topluluk haline geldiniz.

Mutsuzdur

Münafıklığın Anahtarı: Mutsuzluk

11:106 Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.

Bir insan neden bedbaht, mutsuz olur, düşündünüz mü?

Bedbaht (kötü talihli, kötü kaderli) ile mutsuzluğu aynı anlamda kullanırız. Bir kişi neden kötü talihli olduğunu düşünür? Örneğin, bugün sizin bütün paranızı alsam ama yarın iki katıyla vereceğimi kesinlikle bilseniz, bu başınıza gelen olaya kötü talih der misiniz? Mutsuz olur musunuz? "Hayır" değil mi?

Peki, bedbaht olduğunu söyleyen kişiler, Yüceler Yücesi Tanrı'nın verdiği bir kararın sonucunun neden kötü olacağını düşünürler? Bunu Şeytan düşündürür ve bizler de dua etmekte hiç mutsuz olmamaya gayret ederek yaşamalıyız.

Bu önemli münafık özelliği şu yüzdendir; Yüce Tanrı bir olay yaratır ve bu kişi Yüce Tanrı'nın yarattığı bu olayı beğenmez. Yüce Tanrı'ya "Hikmetsiz, akıldan uzak bir yaratma yaptın." diyerek karşı çıkar.

Şeytan, Tanrı'nın secde et emrine uymadı. "İnsanı çamurdan, beni ateşten yarattın. Ben daha iyi değil miyim?" diyerek, mutsuzluğunu ifade etti.

Mutsuz insan da "Böyle olsa daha iyi olurdu. Bu durumda ben perişan bir şekilde yaşamayı seçiyorum." diyerek, mutsuzluğunu ifade eder.

19:48 Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.
19:4 Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."
19:32 Beni anneme hürmetkar kıldı. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.
20:123 Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."
20:117 Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.
87:10-11 Saygılı olan, öğüt alır. "Mutsuz" olan ondan kaçınır.

Yusuf'un kardeşleri, Yüce Tanrı'nın yarattığı kaderi beğenmedikleri için mutsuz oldular. Yaptıkları her şeyin sebebi mutsuzlukları yüzündendi. Münafık özelliklerinin hepsi de bundan sonra gelen davranış bozukluklarıdır.

Münafık, Allah'ın ruhunu cesedinden kovmuş ve boş bir cisim haline gelmiştir. "Duvara dayatılan, ruhsuz kütüklere benzerler."63:4 ayetinde tanıtılan münafıkların kof kütük gibi olan ruhsuz bedenlerine şeytanlardan birisi girmiştir.

Allah'a karşı tavırlıdır

Şeytan, en baştan beri Allah'a karşı tavır almıştı ama bunu ortaya çıkarmak için sebep arıyordu. Allah onun kinini ortaya çıkarmak için Adem'e secde etmesini söyledi.

Allah herkesin kalbindekini ortaya çıkarmasını sağlıyor.

47:29 Yoksa Allah'ın, kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhluların kinlerini asla ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?

Bu yüzden münafık kalbindeki Allah'a karşı olan tavrını ortaya çıkarmaya karar veriyor.

Mutsuz olan münafık Allah'a tavrını ortaya çıkarmak için herhangi bir sebep arıyor. Örneğin, "Burnum neden yamuk" diyor veya ilk gördüğü bir kıza onu sevdiğini söyleyip ilişki teklif ediyor, "Bir kadını bile bana çok gördün." diyor veya "Neden beni zengin etmedin." diyor veya "Bana bir evlat bile vermedin." diyor.

Bulduğu herhangi bir sebepten dolayı mutsuzluğa kendini batırmaya başlıyor. Bunu kendisinin kesinlikle haklı olduğunu Allah'a göstermek için yapıyor.

Mutsuzluğa batan bu kişi Şeytan ile transa geçiyor. Tam bu sırada münafık ölüm baygınlığı moduna geçiyor. Şeytan ona, "Hah! İşte Allah böyle bir Tanrı, sonunda sen de O'nun nasıl hikmetsiz işler yaptığını anladın. Aramıza hoş geldin." diyor.

Münafıkta hayatının geri kalanında Allah'ın haksız olduğunu, bütün insanların da O'nu değil Şeytanı mürşit seçeceğini kanıtlamak için yaşıyor.

Karşılaştığı herkesi Kuran'dan Allah'tan koparmaya çalışıyor.

33:18 Kesinlikle Allah, sizden, işi engelleyenleri ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri biliyordu.

Bir kişiyi Allah'tan koparmasının yolu Allah'a itaatsizlik yaptırmaktır. Kuran'da bildirilen büyük günahları o kişiye yaptırmaya çalışıyor.

Müslüman bu girişimlere dirense de kalbinde hastalık olan kişilerden yakaladıklarını ağına düşürmeyi başarıyor.

Kalplerinde hastalık olan kişiler münafıklığa geçmeyi düşünmeye başlamış kişilerdir. Bu hale geldiğini gören bir Müslüman dikkatini toplaması, Allah'a sığınması gerekiyor. Biz aciz Müslümanların hep, hep öyle olması gerekiyor. Allah bize acısın.

9:125 Kalplerinde hastalık olanlarınsa pisliklerine pislik katmıştır ve onlar kafir olarak ölmüşlerdir.

Kuran ile uyarıldığında dinlemiş gibi yapar, hiçbir etki görülmez, aynı davranışlarına devam eder

31:7 Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları işitmemiş, kulaklarında sağırlık varmış gibi, kibirlenerek yüz çevirir. Sen de onu acıklı bir azab ile müjdele.
9:124 Ne zaman bir sure indirilse, münafıklar arasından: “Bu haber hanginizin imanını pekiştirip artırdı” diye küçümseyerek soran birileri, çıkar. Ama iman edenlere gelince inen sureler, onların imanlarını artırır ve onlar Allah'ın kendilerine ulaştırdığı müjdenin sevincini duyarlar.
9:127 Bir sure indirildiği zaman, göz kırpıp alay ederek, birbirlerine bakarlar. “Çevreden sizi birisi görüyor mu?” diye sorarlar, sıvışıp giderler. Anlayışı kıt bir toplum olmaları sebebiyle Allah, onların kalplerini, akıllarını düşüncelerini hidayetten, imandan, iyilikten ve aydınlık yoldan uzak tutar.

Örneğin, yalan yemin eden bir münafığa, "Allah, gizlenen her şeyi bilendir. O yalanları ortaya çıkarır." diyerek, bu ayeti ona okursanız:

31:16 Lokman, “Sevgili oğlum” (dedi), “Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır.”

Münafık, "Doğru, yalan söylemek çok kötü bir şey." der ve yalan söylemeye devam eder. Çünkü münafık Allah'a, Kuran'a inanmıyor.

Sadece Müslümanı kandırmak için ayeti dinlemiş gibi yapıyor ve ayeti işitmemiş gibi azgınlığına aralıksız devam ediyor. Ayetler münafıkta hiçbir etki yapmaz.

Sadık olduğu hiç kimse yoktur, sürekli yer değiştirir

9:57 Eğer onlar bir sığınak veya barınabilecekleri mağaralar yahut girebilecekleri bir yer bulabilselerdi hemen hızla o tarafa doğru koşarlardı.

Münafıklar menfaat peşinde oldukları için asla sabit duramazlar. Münafıklar asla sadık değillerdir.

Sürekli yeni çıkar arayışındadır. Ama Müslümanın yanından kaçması onunla ilişkisini kopartarak olmaz. Aksine daha takva olduğunu ve hep onunla olduğunu söyleyerek bunu yapar.

9:107 Zarar vermek, küfre sapmak, iman edenlerin arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük etmek üzere bir mescit (mescid-i Dırar) kurup, “Biz sadece iyilik yapmak istedik” diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz Allah şahittir.

Örneğin; Muhammed Peygamberin yanından giden münafıklar, onu sevmediğini söyleyerek gitmediler. Aksine Muhammed Peygamberi çok sevdiklerini, iyiyi değil iyilerin iyisini yapmayı istediklerini söyleyerek gittiler.

9:107 Mescid (Mescid-i Dırâr) kuranlar var. Bunlar muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz bununla sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

Böyle de münafıklar, Müslümanların yanından kaçıp gittiklerinde, uzaktan haberlerini almayı sürdürürler.

4:141 Onlar (münafıklar) sizi (uzaktan) gözetleyip duruyorlar.

Müslümanları uzaktan daha iyi idare edebileceklerini düşünürler. Çünkü hem ahlaksızlıkları rahatlıkla yapıyor hem kendisini daha takva gösterebiliyordur.

Mescid-i Dırâr kuranlar, Muhammed Peygambere haber gönderdiklerinde çok güzel faaliyetler yaptığını bildiriyorlardı.

Oysa Allah, "küfre sapmak" için o mescidi kurduklarını bildiriyor. Yani o mescidin içerisinde erkek erkeğe çok ahlaksız işler yapıyorlar. Münafıklar küfrün en azgın versiyonlarıdır.

Günümüzde de münafıklar, sabit duramayan, yeni çıkarlar kovalayan ve uzaklaşmayı arzu eden kişilerdir. Uzaklaştığında Müslümana mesaj olarak, "Camiye namaza gidiyorum." yazar ama o sırada ahlaksızlık yapıyordur.

Uzaklaştığında çıkarlarını daha iyi koruyabilir. Keyfi yerindedir ama "Çok zor durumdayız, paraya ihtiyacımız var." der. Oysa Müslümana yakın olsaydı durumunu rahatça görebilirlerdi.

Çocuklarını münafık olarak yetiştirir

Münafıklar genellikle klan halinde yaşarlar. Münafıkların çoğunluğu ailecek münafıklardır. Küçük bir çocukları olunca o da bu ahlaksızlık içerisinde ahlaksızlığa bulaştıkça münafıklığı benimser.

71:27 Şüphe yok ki sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve yalnızca ahlaksız nankör insanlar doğururlar ve yetiştirirler.

Takva Müslüman bir aile görünümüyle daha çok kişiyi yoldan çıkarmak için faaliyet yaparlar.

Çocukta samimiyet belirtileri gören münafık aile, o çocuğu sindirmeye çalışır, eğer samimiyette kararlı görürlerse öldürmeleri kaçınılmaz olabilir. Çünkü kendileri için çok büyük tehlikedir.

Çocuğun sabredip, Allah'ın kurtarmasıyla ileride samimi bir Müslüman olması da bir seçenektir. Ama bunun çok zor olduğunu anlamalısınız.

Çünkü bu çocuk samimi olduğunda, "Ailem evde bu ileri derece ahlaksızlıkları yapıyor." demesi, kendisi içinde çok zordur.

Dilini Kuran'a doğru eğip büker

3:78 Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler.

Örneğin; Muhammed Peygamber, savaş emri verdiğinde, münafıklar "Evimiz açıkta." dediler.

33:13 Onlardan bir bölük de, aslında açıkta olmadığı halde, “Evlerimiz açıkta ve korumasız” diyerek peygamberden izin istiyorlardı; bunların istediği kaçmaktan başka bir şey değildi.

Burada münafıklar şöyle yaparlar, "Kuran'da Allah, akrabaya yardım etmeyi emretmemiş mi? Biz bu emri uygulamak istiyoruz." derler.

16:90 Akrabalara yardım etmeyi emreder.

Münafıklar işte böyle yaparlar.

Bugün de bir münafığa Kuran'ın emrini söylediğinizde, "Kuran'da anne ve babaya itaat emrediliyor. Annem babam böyle şeylere izin vermiyor. Ben onlarında uygun gördüğü hayatı yaşarım. Onlar bazı haramlara girmeme karışmıyorlar. O haramları da yaparım. Bak Kuran'a uyuyorum işte." derler.

31:14 Ve biz, insana, annesine ve babasına itaat etmesini tavsiye ettik.

Oysa Kuran'a uymak en önceliklidir. Münafık dilini böyle Kuran'a eğip bükerek kendisin doğru yolda gösterir.

Kuran'da Kuran'a aykırı şeylerde anne, babaya uyulmaması emredilir.

29:8 Ama buna rağmen, eğer annen ve baban körü körüne herhangi bir şeyi bana ortak koşmanı isterlerse, onlara uyma.

Münafık keyfine gelen kısmı alarak kendisin Kuran'a uygun olduğunu iddia eder.

Oysa en önce Kuran'a uyarak yaşamak gerekir. Anne, baba Kuran'ın emrettiği bir şeye karşı çıkıyorsa onlar dinlenmez.

Münafığın da anne babasını siper etmesi işine geliyordur. Annesi, babası söylemese bile o, "Annem izin vermiyor." diyerek bunu kendisin siper yapar.

24:63 Muhakkak ki Allah içinizden birbirlerini siper edinerek sıvışanları bilmektedir.

Münafıklar diğer münafıkları siper edinerek böylece sıvışırlar.

Yani bir münafık aslında anne, babasının imansız olduğunu itiraf etmiş olur. "Annem Kuran'ın emrini uygulamama izin vermiyor." derken, "Ve ben annemi, babamı üzemem, onların sözünden çıkamam." derken, hem kendisinin Kuran'a uymayacağını hem de anne ve babasının Kuran'a karşı olduğunu itiraf etmiş olur.

Oysa akılsız münafık, sıvışmak için çok güzel bir metot uyguladığını sanarak bunu yapar.

Allah'ı mecbur kalmadıkça anmaz

4:142 Bakın bu münafıklar Allah'ı kandırmaya çalışıyorlar. Halbuki Allah onların kendi oyunlarını başlarına geçiriyor. Onlar namaz için kalktıklarında gönülsüzce sadece insanlar, görüp takdir etsinler diye kalkarlar. Allah'ı pek az anarlar.

Münafıklar Allah'ı hatırlatacak konuları hiç konuşmak istemezler.

Kuran'dan bir ayet okursanız, baygınlık geçirir gibi olurlar, Allah'ı anmak istemezler.

Buna dayanamayan münafık, "Boş yapalım ya. Boş konuşalım." der.

68:51 Doğrusu o kafirler, Kuran'ı işittikleri vakit, az kalsın gözleri ile seni devireceklerdi.

Münafıkların kendi aralarındaki konuşmalara, mesajlara tanık olursanız, Allah'tan hiç bahsetmediklerini, Kuran'dan hiç bahsetmediklerini, 1 tanecik bile ayet konuşmadıklarını görürsünüz.

18:101 Ki onlar, Beni zikretme konusunda gözleri bir perde içindeydi. Kuran'ı dinlemeye katlanamazlardı.

"Allah'ı pek az anarlar." ayetindeki "pek az" ise "Vallahi namazdaydım." gibi yalanlarında Allah'a yalan yere yemin ettiklerinde ya da istemsizce "İnşallah kesin geliyorum." gibi manasını bilmeden, Müslümanlar arasında yaşamaktan kaynaklı alışkanlıktandır.

Müslümanlar, sürekli Allah'ı anmak isterler. Allah'ı andıkça huzur bulurlar.

13:28 Bunlar iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.

Münafık ise karşısındaki kişinin Müslüman olduğunu anladığında nefretle dolar.

Münafıklar kendisi gibi münafıkları Allah'ı anmamasıyla hemen tespit edebilir. Ama Allah'ı anan birisini görünce Müslüman olduğunu fark eder. O Müslümana kin ve nefret duymaya başlar.

39:45 Yalnızca Allah tek olarak anıldığında, ahiret gününe inanmayanların kalpleri nefretle dolar.

Münafık kesin olarak Müslümanla karşılaştığından emin olduğunda o Müslümana karşı çok büyük bir öfke duymaya başlar.

3:119 Sizinle karşılaştıkları zaman "iman ettik" derler. Yalnız kaldıklarında ise size karşı olan öfkelerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün." Şüphesiz Allah kalplerde olanı bilmektedir.

Bunun sebebi; münafıklar son derece ahlaksız, pisliktirler. Bunu içten içe bilirler. Her konuşması da ahlaksızlık üzerinedir. Ama Müslümanın samimi şekilde Allah'a bağlılık gösterdiğini gördüğünde ondan nefret etmeye başlar. Çünkü ona ahlaksız olduğunu her sözünde hatırlatır.

Bu öfkelerinin şiddetini anlamalısınız. Tek başına kaldıklarında hissettikleri öfkenin acısını bastırmak için parmaklarını ısırıyorlar.

Bu öfkenin sonucu olarak Müslümana aklınıza gelecek bütün kötü şeyleri yapmayı isterler ama ilk aşamada sinsice Müslümanı kendisi gibi günahlara batırmayı arzular.

4:89 Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız.

Bir Müslümana, "Ben kafirim, evrime inanıyorum, Allah'sızım." deseydi, Müslüman, "Selam sana, ben seninle arkadaş olamam." derdi.

Münafık burada Allah'ı istemeyerek çok az anıyor. Hatta bazı münafıklar Allah'ı hiç anamıyorlar. "Rabbime emanet ol, Ben de Rabbe iman ediyorum." şeklinde zorla konuşurlar. Ama çok takva gibi görünerek yaparlar. Dikkatli olmayan bir Müslümana o nasıl birisi diye sorsanız, "Sürekli Allah'tan bahsetmişti." der ama öyle değil sinsice hiç "Allah" demeden kendisini öyle gösteriyor.

Önce destekler gibi yapar sonra terk eder

Münafıklar önce dost gibi görünür, destekler gibi görünür ama sonra hemen döner.

3:72 “Müminlere indirilmiş olana sabahleyin inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar da dinlerinden dönerler.”

Bu taktik önemlidir. Çünkü Müslümana, "Bak ben her görüşü dinliyorum, sonra en doğrusunu uygulamaya çalışıyorum." görünümü vermek ister.

Örneğin; "Savaşa biz de geliyoruz." diyen münafıklar yolun ortasında, "Bu sıcakta savaşa gidilmez." diyerek dönüyorlar. Bu çok tehlikeli, sinsi bir harekettir. İçerdeki Müslümanlar bu kişilerin oyununa gelebilirler. "Bu kişiler gerçekten savaşa gelen müminlerdi ama düşünerek doğru olana karar verdiler herhalde." diyebilirler.

Münafıklar bu sinsiliği her konuda uygularlar.

Müslüman Kuran'a uygun bir davranış yapmaya başladığında, münafık sinsice Müslümana yaklaşır. Örneğin, para yardımı yapıyorsa, "Çok doğru yapıyorsun, ben de para yardımında bulunuyorum." der. Ama gün sonunda bundan vazgeçer. Müslümana "Bu hareketin ahmakça, bak ben de az kalsın sana uyacaktım. Ama neyse ki doğruyu buldum." demeye getirir.

Müslüman bu konuda yanlış yaptığını düşünmeye başlar. Müslümanın bu sinsi oyunu fark etmesi önemlidir.

Örneğin; Müslüman evrime karşı faaliyet yapmanın güzel bir vazife olduğunu söyler. Münafık sinsice yaklaşır, "Doğru söylüyorsun, evrim yalan bence de." der. Gün sonunda, "Ya, bunun mantıklı bir açıklaması yok. Evrim geçersiz kılınmaz. Hem bize mi kaldı bu alanda bir şeyler yapmak. Bizim dünya turu yapma hayalimiz var. Boş ver bu konuları sen ya." der.

Bu sol gösterip sağ vurmaktır. En başta olumsuz yanıt vermiş olsaydı, ona göre tavır alınabilirdi. Ama münafık bu sinsi oyunu sayesinde Müslümanı umutsuzluğa düşürmeye çalışır. Dikkatli olunuz.

Bukalemun gibidir

Münafıklar yanına gittikleri kişiyle aynı görüşü savunur.

58:14 Onlar ne sizdendirler, ne onlardan… (Yeminlerinde yalancı olduklarını) bilip dururlarken de, yalan yere yemin ederler.
2:14 Müminlerle karşılaştıklarında, “İman ettik” derler, reisleriyle baş başa kaldıklarında ise, “Biz sizinle beraberiz; biz sadece alay ediyoruz” derler.

Münafıkların inandığı hiçbir şey yoktur. Onlar sadece çıkarları peşindedirler. Çıkarı dışında hiçbir şeye değer vermezler.

Bu yüzden karşılaştıkları kişiye, "Sen bir yere bağlı mısın?" diyerek, o kişinin bağlı olduğu cemaati öğrenmeye çalışır. Ya da o kişinin desteklediği siyasi partiyi öğrenmeye çalışır.

Öğrendikten sonra o kişiyle aynı partiyi desteklediğini diğerlerinden nefret ettiğini anlatmaya başlar. O kişinin cemaati dışındaki cemaatlere de saldırmaya başlar. Münafığın desteğinin yüzeysel olduğu hemen belli olur.

Münafık en takva gözükeceğini düşündüğü siyasi partiyi, sosyal medya hesaplarında paylaşır. Ama bu da çok yüzeyseldir. Aklına samimi bir destek cümlesi gelmediği için sadece o partiyle ilgili paylaşılmış fotoğrafları profilinde yeniden paylaşır.

Münafığın sosyal medya hesabında bütün görüşlerden kişileri takip ettiği görülür. En azılı ateisti de takip eder, farklı görüşteki cemaatleri de takip eder.

Münafığa bu kişiyi neden takip ediyorsun diye sorulduğunda, "Zaten o kişinin çok yanlış bir kişi olduğunu duymuştum." diyerek takipten hemen çıkarır. Sadık olduğu hiç kimse yoktur. Samimice desteklediği hiçbir görüş yoktur.

Bir grubun içerisinde bir partiyi en çok destekleyen kişi olarak ortaya çıkar ama oy verdiğinde başka bir partiye oy verir.

Münafık bulunduğu her ortamda etrafındakileri kandırabilmenin şeytani hazzını yaşamak ister. Bunu yapabildiğini gördüğünde kendi aklına hayranlık duyar.

Oysa Müslümanlar zaten farklı görüşlere saygı duyar. Ama münafığın arzusunda bulunduğu grubun içerisinde en sadık, en bağlı gözükme arzusu vardır.

Müslüman hüsnü zan ile yaklaşırken, daha takva gözükmeyi arzulayan münafık, "Bu parti dışındakiler dinsiz, bu partiye oy verin." der, sonra gider başka partiye oy verir.

Sevgisi sadece dilindedir

Münafıkların sevgisi, bağlılığı, itaati dilinden öteye gitmez.

59:16 Münafıklar şeytan gibidirler. Çünkü şeytan insana, “İnkar et” der. İnsan inkar edince de, “Ben senden uzağım; çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım” der.

Münafıklar lafa gelince çok iddialıdırlar. Bu yüzden herkesle kolayca samimi olabilirler.

Örneğin, yeni tanıştıkları bir kişiyle kırk yıllık dost gibi samimi gözükebilirler. Bunun sebebi münafıkların bir çizgisinin olmamasıdır.

Yani tanıştığı kişi A takımını tutuyorsa, münafık da o takımı daha fanatik olarak tutar. Bukalemun gibi tamamen o kişinin görüşleriyle kendisini kaplar.

Müslüman, münafığın kendisiyle aynı fikirlerde, aynı değerlerde olduğunu sanmaya başlar. Ta ki münafığın söylediği hiçbir şeyi yapmadığını görmeye başladığı zamana kadar.

Münafık bütün seçimlerinde ufak bir çıkarı olsa bile çıkarını tercih eder. Bunu gören Müslüman münafığa sorduğunda, "Gerçekten seni seviyorum. İnan ki seni seviyorum. İnanmayacaksın belki ama seni seviyorum." gibi cümlelerle sevdiğini söylemeye devam eder.

Münafık tanıştığı kişilerle bağ kurmuş gibi görünür ama bu bağ, yüzeysel ve yalanlardan ibarettir. Bu yüzden münafığın seri biçimde uzaklaşması gerekir.

9:57 Eğer onlar bir sığınak veya barınabilecekleri mağaralar yahut girebilecekleri bir yer bulabilselerdi hemen hızla o tarafa doğru koşarlardı.

Hemen uzaklaşmanın yollarını aramaya başlar. Çünkü bu sayede hem Müslümanı rahatsız edebilecek, hem rahatça ahlaksızlığını yapabilecek, hem de saldırılarını yapmaya devam edebilecek bir ortam oluşturmuş olacaktır.

Müslümanın gözü önünde olduğunda mecburen namaz kılmaya kalkar ama uzaktayken, "Namaz kılıyorum." der ama kılmaz. Hem de Müslümana gevşeklik, umutsuzluk, huzursuzluk vermeye devam edebilir.

Bu yüzden münafık tek bir yere bağlı kalamaz. Sürekli yer değiştirir. Cemiyet mikrobudur. O topluluğa gider diğerlerini kötüler. Diğerine gider o topluluğu kötüler. Bir süre sonra münafığı herkes dışlar, karaktersizliği, yalancılığı ortaya çıkar.

Vidanjör gibi pisliği çeker

Münafıklar diğer münafıkları hemen tespit ederler.

Vidanjörün pisliği çektiği gibi münafıklarda diğer münafıkları çekerler. Münafık bunu sinsi bir tarzda yapar.

Örneğin; ayetteki "O biraz önce ne söyledi?" sözü münafıkların sinsi iletişim şeklidir.

47:16 Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.

Münafık, "O biraz önce ne söyledi?" sözünü söylediğinde Müslümanın tepkisi ve münafığın tepkisiyle rahatlıkla münafık dostunu tespit edebilir.

Eğer karşıdaki Müslümansa, iyi niyetli olarak, "Peygamberimiz Muhammed şunları anlattı." diyerek tekrardan anlatmaya başlayacaktır.

Münafık bu noktada karşısındakinin Müslüman olduğunu anlamış olacaktır.

Oysa sinsi bir münafık olsaydı, gülmeye başlardı. Ortamda Müslüman varsa ve anlatmaya başladıysa, münafıklar sinsice göz göze bakarak Müslümanla alay edeceklerdir.

40:19 Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, kalblerin gizlediğini de…

Münafıklar gözleriyle anlaşırlar. Sinsilik ve hainlik çok zor değildir ama münafıklar o topluluğun içerisinde birbiriyle gizli iletişim kurdukları için kendilerini çok akıllı hissederler, bundan şeytani bir zevk duyarlar.

Tam bu noktada münafığı tespit etmek gerekir. Peygamberimiz Muhammed demek yerine saygısızca O diyen saygısız münafığı o dilinden hemen tespit etmek gerekir.

47:30 Ve sen, onları yüzlerinden tanırdın. Ve elbette sen onları söz ve üsluplarından tanırsın.

Münafık sürekli ağız yoklaması yapmaya devam eder.

Örneğin; açıkça Müslümanlığını ilan eden kişiye, "Benim bir arkadaşım var ahlaksız partilere gidiyormuş." der, tepkisini kontrol eder. Bu noktada bir gevşeklik görürse, yoğunlaşır. Müslüman sert tepki gösterdiğinde, "Ben de karşıyım, Allah korusun ya." diyerek, hemen özür beyan eder.

9:94 Siz seferden, onların yanına döndüğünüz zaman size özür beyan ederler. De ki: “Özür beyan etmeyin, size asla inanmayacağız. Çünkü Allah, sizin durumlarınızı bize haber verdi.

Münafıklar sürekli özür beyan etmelerinin sebebi bu yüzdendir. Çünkü sürekli yoklamaya devam etmesi gerekir. Bir zafiyet gördüğü noktadan saldırı yapmayı planlar.

Örneğin; Allah'la ahiretle alay eden bir videoyu gönderir. Karşısındaki kişi bu videoya gülüp, dinle alay ederse; daha fazla dinle alay eden videolar göndermeye devam eder. Ama Müslüman bu konuların komik bir yönünün olmadığını söyleyerek tepki gösterirse; hemen özür beyan eder, bilmeden yaptığını söyler.

Ertesi gün, 20 yaş dişlerinin evrime delil olduğunu söylemeye çalışır. Müslüman bu noktada zafiyet gösterirse, bu noktadan saldırıya geçer. Diğer evrim hakkındaki açıklamaları da ona kabul ettirmeye çalışır.

Olmazsa özür diler. Ertesi gün, başka bir yönden gelir.

Münafık bunun için ağız yoklaması yapar. Tanıştığı bir kişiye, Kurandan bahsediyor gibi yapar. Karşısındaki kişi de, "Ya boş ver şimdi böyle gereksiz konuları, dün neler yaptık biz." der. Münafık burada teşhisi koyar. Başka bir münafıkla karşılaşmanın rahatlığıyla pislik ve ahlaksızlıkları rahatlıkla konuşmaya başlar.

Münafıkların vidanjör özelliği çok kapsamlıdır. Sanki şeytani bir vahiyle bir araya gelirler.

Örneğin; şehirlerdeki büyük mağazalardan ürünleri çalıp satan bir dükkan varsa, münafık bu dükkanı hemen bulur, oradan çalıntı ürünleri 10 kat ucuza alıp giyer. Diğer münafıkları bulma konusunda hayret verici bir yetenekleri vardır.

Örneğin; mahalledeki diğer münafıkları kısa sürede tespit eder ve sinsi bir iletişimle aynı evin içerisinde toplanıp pislik yaparlar. Ertesi gün sanki hiçbir şey olmamış gibi takva müslümanlarmış gibi yaşamaya devam ederler.

İnsansı robotlara hayrandır

Sınırsız ahlaksızlık yapan münafıklar, öldükten sonra yok olmayı arzu ederler.

Bu yüzden, "Keşke Allah'ın olmadığı ispatlansa.", "Keşke öldükten sonra yok olacağımız kanıtlansa.", "Keşke Kuran yalan olsa." diye düşünürler.

25:13 Elleri boyunlarına zincirlerle bağlanarak, cehennemin dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok olmayı isteyecekler.
2:8 İnsanların içinde: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" diyen ama gerçekte iman etmiş olmayan birtakım kimseler bulunmaktadır.

Münafıklar bu yüzden, evrim podcastleri, dinsizlerin açıklamalarını dinler durur. Yaptığı ahlaksızlıklardan vazgeçmek istemez. Ama yüreğini ferahlatmak ister. Böyle şeyleri dinledikçe, "Oh! Allah yok galiba, ölünce yok olup gideceğim. Rahat rahat ahlaksızlık yapabilirim." der

Münafığın son günlerde en çok hoşuna giden şey ise insansı sahte robotlardır.

Bu insansı robotlarla insanlara, "Biz de yaratabiliyoruz. Aynı insan gibi!" demeye çalışıyorlar ama bir insan tarafından kontrol edilip, konuşturulduğunu herkes biliyor.

Üstelik bir insanın yüzüne avatar ekleyerek "yapay zeka talk show" ismiyle yapılan showları da çok seviyorlar.

Yani münafıklar, onlara Allah'ın olmadığı fikrini hatırlatacak her şeyi seviyorlar. Bu alenen samimiyetsiz gösterilerinde talep görmesi münafıklar yüzündendir.

İstediği kadar evrimsel görüşleri dinlensin, istediği kadar yapay robotları izlesin, münafıklar içlerinde Allah'ın olduğunu çok iyi biliyorlar.

Yaratılabilecek en küçük canlı bir tanecik hücredir. Bütün bilim insanları uğraşıyorlar ama bir tanecik hücre bile yaratamıyorlar.

16:20 Allah’tan başka uydukları, hiçbir şey yaratamazlar.

Evrimci zenginler hücre oluşturmayı başaran bilim adamına 10 milyon dolar ödül vereceğini duyurdu. Yıllardır çalışıyorlar ama tek bir tanecik hücre oluşturamadılar. Kaynak: 1

Yani canlı bambaşka bir şeydir. Hoparlör ile insan şeklinde bir hoparlör arasında fark yoktur. İster insan şeklinde hoparlör robot yapın ister inek şeklinde yapın. Bunlarla, "Biz de yaratabiliyoruz." görüntüsü oluşturamazsınız. Tek bir tanecik hücre yapın.

Tek bir karasinekte 5 milyon hücre bulunur. 1 tanecik hücrenin ne demek olduğu ortadadır.

"İnsan şeklinde robot değil 1 tanecik karasinek yapın." demenin ne büyük bir şey olduğunu anlamalısınız.

22:73 Ey insanlar, size bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında uymakta olduklarınız, hepsi bunun için bir araya gelseler bile gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.

Diğer insanların ahlaklı olduğuna inanmaz

Müslümanı kendisi gibi ahlaksızlığa düşüremediğinin acısı içerisinde onu uzaktan gözetlemeye devam eder. Ara ara yoklamalar yaparak ne zaman bu da benim gibi ahlaksız olacak diye Müslümanın ağzını arar.

Bu şu yüzdendir; münafık herkesi kendinden daha ahlaksız görür. "Ben dünyadaki en ahlaklı insan olmama rağmen bu pislikleri yapıyorsam, bu kişi nasıl yapmasın ki?" diye düşünür.

4:141 Onlar (münafıklar) sizi (uzaktan) gözetleyip duruyorlar.

Böyle görünmelerinin sebebi şudur: Kendileri böylesine ahlaksızca yaşarken müslümanların ahlaklı yaşamları zorlarına gider.

Bir müslümana kafir olarak yaklaşarak saptıramayacağını bildiği için takva müslüman olarak yaklaşır. Mağarasında tuzağa düşürdüğü zaman kurbanlık koyun gibi onu kesmeyi arzu eder.

4:89 Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız.

Deve kuşu gibidir

Münafıklar, Müslümanların onların Müslüman olduklarına inandıklarını sanırlar. Oysa Müslüman ve münafık iki farklı tür canlı gibidirler.

Müslümanlar için Kuran'da münafıkların bütün nitelikleri detaylıca verilmiştir. Bu bilgilere sahip bir Müslüman, münafığı gördüğü anda tanır.

Münafık kendince saklandığı sanır ama bütün ahmaklığıyla göründüğünü anlayamaz. Deve kuşu gibi kafasını toprağa gömen münafık fark edilmediğini sanarak, şeytanın karakterini Müslümanlara gösteren bir aracı konumundadır.

Müslümanlar, münafığı bir deney faresi olarak Allah'tan isterler. Münafığı edinen Müslüman onun üzerinde incelemeler ve deneyler yapmaya başlar.

Hem Kuran'daki münafık ayetlerinin gerçekliğini, münafıkların söyleyeceği sözleri kelimesine kadar aynen söylediğini gören Müslümanın iman derecesi artar.

Münafıklar, Müslümanlar için yanlış yol pusulasıdır. Münafığın teklif ettiği yol her zaman kötü olan yoldur. Müslüman böylece izleyeceği yolu tespit etmiş olur.

Münafığın dünyaya tutkuyla bağlı olduğunu gören Müslüman dünya sevgisini bırakır.

Müslüman, münafığın zor işlerde az bir dünya kazancı için çırpındığını, her geçen gün çöktüğünü, hayatını ahlaksızlık ve yalan bataklığına soktuğunu, hiç kimseyi sevmediğini ve sevilmediğini görür. Dünya kaçar münafık onu kovalar durur.

Bütün bunlara rağmen Müslümana, "Benim gibi yaşa, beni örnek al. Sana doğru yaşam hakkında öğüt vereyim." derler.

24:63 Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Muhakkak ki Allah içinizden birbirlerini siper edinerek sıvışanları bilmektedir. Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir belanın gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın gelip çatmasından sakınsınlar.

Akıldan yoksundur

Münafık yaptığı bu sinsi ahlaksızlıklarının fark edilmediğini sanması ile kendisinin çok akıllı, Müslümanların ise bunları becerecek aklın olmadığını sanır.

Oysa akılsız münafık kısacık süreli şu dünya hayatını; ahlaksız, şeytani hazları karşılığında ahiret gibi sonsuz mükafata verdiğini anlayamaz. Münafıklarda hiç akıl yoktur.

14:3 Onlar, o kimselerdir ki, dünya hayatını ahiret üzerine tercih edip severler; Allah yolundan alıkoyarlar ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, haktan çok uzak bir sapıklık içindedirler.
2:16 İşte onlar, doğru yola karşılık sapıklığı satın alanlardır. Onların bu ticareti kazançlı olmayacak ve doğru yolu da bulamayacaklardır.

Tartışmacı ve homurdanmacıdır

Münafık tartışma meraklısıdır. Demagoji ustasıdır. Açıklanan bir şeyin üzerine yeni bir soruyla gelir ama bu tartışmaya devam etmek içindir. Sürekli meraklı havasında "O zaman buna ne dersin?" diyerek tartışmanın hiç bitmesini istemez.

43:58 Evet, onlar tartışmacı bir toplumdurlar.

Münafıklar sürekli tartışma çıkarmak için homurdanırlar.

9:81 Bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler.

Homurdanacak bir konu mutlaka bulabilirler.

2:61 “Ey Musa! Tek çeşit yiyeceğe katlanamayacağız;"

Ağırdan alma ustasıdır

Münafıklar ağırdan alma ustasıdır. Düşmanın üstünüze saldırıya geçtiğini düşünün, münafık bu durumda, "Ailelerimiz var, işlerimiz var. Hele şu işlerimi halledeyim, ondan sonra savaşırım." diyerek Allah için hiçbir şey yapmadan ömrünü geçirirler.

Münafık için Allah rızası için yapılan her iş boşunadır. Ahirete inancı olmadığı için sadece dünya çıkarını gözettiği için Müslümanların savaşta şehit olmasını kötü bir durum olarak görür. Müslümanların zamanını Allah için harcamasını yanlış yapmak olarak görür.

Ama kendisinin dünya için, ailesi için, okulu için ömrünü tüketmesini daha doğru daha isabetli bir karar vermek olarak görür.

4:72 İçinizde öyleleri var ki, gerçekten ağırdan alır, savaşa gitmez. Savaşta başınıza bir felaket geldiğinde de: “Neyse ki, Allah bana yardım etti de onlarla beraber bulunmadım” der.
3:120 Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse ferahlanırlar.

Ailesi için yaşadığını söyler ama ailesinden nefret eder

Münafıkların ailesini düşündüğünü söyleyerek Allah rızasına uygun işler yapmaktan kaçınması ailesini sevdiğinden dolayı değildir.

Münafıklar, ailesini de dünya çıkarlarına bir araç olarak görürler. Kalbinden sevgi kavramı alınmış münafıklar sadece menfaat uğruna yaşarlar.

Örneğin münafık bir baba, kızını para getirecek bir kazanç kapısı olarak görür. Münafık oğul babasını para darphanesi olarak görür. Sevgi söylemleri çıkarını korumak içindir.

Sevdiğini söyledikleri ailelerinden hesap gününde sonsuz azaba atacak kadar nefret ederler.

70:11-14 O ister ki, o günün azabından kurtulmak için, oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

Öğüt almaz, değişime kapalıdır, inatçıdır

Münafıklar kendilerinin dünyanın en düzgün insanı olduklarını sanırlar. Bu yüzden şöyle düşünürler, "Ben bu kadar düzgün insanım ve böyle ahlaksızlıklar yapıyorum, öyleyse diğer insanların hepsi benden daha ahlaksız olmalı. Bu durumda diğerleri daha fazla azabı hak ediyor."

Bu yüzden münafığa göre kimse ona öğüt vermeye layık değildir. O herkesten daha takvadır.

74:50 Böyle iken onlara ne oluyor ki adeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar!

Müslüman, yanlış hareketleri ayet ile uyarıldığında bundan öğüt alarak düzelir.

Müslüman olduğunu söyleyen münafıkların Kuran ayetleriyle uyarılmalarında hiçbir etki görülmez. Sanki betona su serpilmiş gibi kas katıdırlar. Ama Müslüman o suyu sünger gibi emer.

Münafıkta iyi yönde değişim görmek imkansızdır. En baştaki halinden daha da azgınlaşmaktan başka hiçbir değişim görülmez. Bu sürede ayetlerle öğütler verilmesine rağmen düzelmenin aksine daha da kötüleşme görülür.

Müslümanları uçurumun kenarına getirir ama itmez

Münafık yaptığı ahlaksızlıklarda kendisini masum göstermeye çalışır. Bunu sinsi bir plan ile tuzak kurarak sağlar.

Münafık dostlarıyla ahlaksızlık yaparlar ama onlar için önemli olan Müslümanları mağlup etmektir.

Müslümanı hem pisliğe çekmek hem de kendisinin masum olduğunu gösterebilmek için Müslümanı uçurumun kenarına kadar sürekli getirir ama asla itmez. Münafığın istediği Müslümanın ayağının kayıp aşağıya düşmesidir.

Müslümanlara bu metodu uygulamadan, "Hadi gel ahlaksızlık yapalım." dediğinde Müslümanların kaçacaklarını, tedbir alacaklarını bilirler. Bu yüzden, "Beni de peşinden uçurumdan düşürdün, sen iki kat suçlusun, ben masumdum, bütün bu ahlaksızlığı senin yüzünden yaptık." diyerek Müslümanı umutsuzluğa düşürmek, canlarını günahkar ve inkarcı olarak vermelerini sağlamaktır.

14:22 Şeytan: Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz.

Münafıkların Müslümanları ulaştırmak istedikleri son nokta, kendileri gibi Müslümanların da Allah'ın rahmetinden ümit kesmelerini sağlamaktır.

29:23 İşte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. Onlar için acıklı bir azap vardır.

Sürekli başkalarını kınar

Münafık, Müslümanı uçurumun kenarına getirip düşmesini bekler. Düştüğün de ise, "Ben sana uydum.", "Beni de kendine benzettin.", "Ben masumdum bizi günahkar yaptın." diyebilmeyi amaçlar.

Bu durumdan sonra Müslüman bir ayet okumuş olsa, "Sen neler yaptın bir de gelmiş ayet okuyorsun." diyerek Müslümanın ümitlerini yok etmeye çalışacaktır.

Hesap gününde de bu tutumlarına devam ederler. Kendi hariç herkesi kınarlar. Bu durum münafığın kendisini masum gördüğünün ispatıdır.

14:22 İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: 'Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.'
14:21 Bayağı ve düşük fikirli kimseler, bağlı oldukları önderlerine şöyle derler: “Biz size uymuştuk. Şimdi siz, üzerimizden Allah'ın azabından zerrece bir şey kaldırabiliyor musunuz?”

Bencildir

Münafıklar bencildirler. Kendi çıkarlarından başka hiçbir şey onlar için önemli değildir.

Sevdiğini söylediği ailesi, çocukları, eşi, her şey sonsuz azaba atılacak olsa sadece kendisi kurtulacak olsa bunu hiç düşünmeden kabul eder.

70:11-14 O ister ki, o günün azabından kurtulmak için, oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

Her söylenen sözü üstüne alınır

Bir münafık özelliği söylendiğinde, "Beni mi kastediyorsun sen?", "Ne demek istiyorsun sen?" der.

Bu özelliklerden birini yapan bir Müslüman uyarıldığında, karşı suçlama yapmadan, "Allah'a sığınıyorum. Ben bu davranışımı İnşallah bırakıyorum." demesi gerekmez miydi?

63:4 Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.

Çok korkak ve telaşlıdır

Münafıkların yaşamları stres ve kaygı içinde geçer. İçlerinde sürekli felaket senaryoları kurarlar.

59:14 Çünkü aşırı derecede korkak ve telaşlıdırlar.

Çok korkak olan münafıklar Allah'ın korumasından ümitlerini kestikleri için korkak ve telaşlılardır.

Ne kadar ahlaksız olduğunun farkında olan münafık, korku anlarında, epilepsi nöbeti belirtileri göstermeye başlar. Kendinden geçer, gözlerinde yaşayacağı dehşetin izleri görülmeye başlar.

33:19 Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.

Bu korku anında münafık, gözleri dönmeye başlar ve Allah'a yalvarmaya başlar. Azgın samimiyetsiz Firavunun belirtilerini göstermeye başlar. Ama korku anı geçtikten sonra ahlaksızlıklarına kaldığı yerden devam eder.

29:65 Gemiye bindiklerinde (denizde boğulma korkusu ile) dini yalnız Allah'a has kılarak yalnız O'na dua ederler. Sonuçta onları karaya çıkarıp kurtarınca hemen ortak koşarlar.

Malları ona bela olarak verilir

Münafığa verilen bütün her şey onun başına bela olur.

Örneğin, Allah münafığa bir araba verdiğinde bu arabayı onun kalbine yerleştirir. Sürekli pencereden arabasını gözetler durur. İçerisinde sürekli arabanın başına bir şey gelecek korkusuyla yaşar. Allah rızasına harcamayı yanlış gördüğü bütün vaktini arabanın kirini temizlemekle geçirir. İşte münafıkların Allah rızası yerine gittikleri yerlerde ömrü böyle işlerle geçer.

Ya da çok parası olur, bu paranın kaygısıyla ömrü geçer, evlatları olur onların belalarıyla ömrü geçer. Münafıklar hiç oturup neler olduğunu ve hayatlarının nasıl belayla geçirdiklerini hiç düşünmezler.

Ömrü bu koşturmacayla geçen münafık sonunda istediği kadar servete ve mala sahip olur ama ölüm gelmiştir. Münafığın bütün çabaları, dünya için yaşanan bütün bir ömrü boşuna geçip gitmiştir. Mallarını bırakarak gitmenin acısıyla canını verir.

9:55 Artık onların malları ve evlatları, seni şaşırtıp imrendirmesin. Şüphe yok ki Allah, onları o malla, o evlatla dünya hayatında azaplandırmayı diler ve kafir olarak da güçlükle can vermelerini murad eder.
20:131 Sakın, kendilerini ağır imtihanlarla denemek için, kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme, tamah etme. Rabbinin vereceği rızık daha hayırlı ve daha devamlıdır.
15:88 Onlara verdiğimiz mala, evlada göz dikme, onlar için tasalanıp gam yeme

Müslümanlara doğru hayat hakkında akıl verir

Münafıklar, Peygambere bile doğru yaşam hakkında akıl verecek kadar cüretkarlardır.

Bugünde bir Müslüman Allah rızası için bir şey yapacak olsa münafıklar, "Bak biz de Müslümanız, evimiz var, ailemiz var, pilav yiyoruz, doğru Müslümanlık böyle olur." diyerek doğru yol gösterirler.

Burada münafığın akıl hocalığı rolünü anlamalısınız, kendisinin en takva olduğunu düşünen bir münafık, "Bak benim gibi yapmalısın. Okuluma gidiyorum, namazımı kılıyorum, e daha ne olsun? Sen de benim gibi yapmalısın." derler.

Örneğin, bir kişi sıcakta savaşamıyor olsun ama bu kişi Peygambere, inananlara gelerek, "Bu sıcakta savaşılmaz, siz de bizim gibi yapın ve savaşmayın." diyor.

Savaşa bu bahaneyle katılmadığında ise kendisinin isabetli bir karar verdiğini düşünmekle kalmıyor, "Biz onlardan daha imanlıyız, bakın biz ailemizi bırakmadık, bunlar nasıl Müslüman ailelerini hiç düşünmüyorlar." diyerek daha takva olduklarını iddia ediyorlar.

9:81 Allah'ın Peygamberine muhalefet edenler, savaşa çıkmayıp oldukları yerde oturup kalmalarına sevindiler ve mallarıyla, canlarıyla, Allah yolunda savaşmak, onlara zor ve kötü geldi de bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler. De ki: Cehennem ateşi, daha da sıcak; bir anlasalar şunu.

Allah rızası için hiçbir şey yapmadan oturmayı çok sever

Allah rızası için hiçbir şey yapmadan oturmak, boş boş oturmak münafıkların sevdiği, arzuladığı yaşam şeklidir.

Münafık bütün hayatını çalışarak, stresle koşturarak geçirir ama bunun neden böyle olduğunu anlayamaz. Müslümanları daha akılsız görür ama kendi hayal ettiği kaygısız hayatı Müslümanlar yaşar.

Allah'ın rızası yerine tercih ettiğini söylediği ailesiyle mağarasında oturmasına sevinir ama evi de onun cehenneme açılan kapısıdır.

9:81 Allah'ın Peygamberine muhalefet edenler, savaşa çıkmayıp oldukları yerde oturup kalmalarına sevindiler ve mallarıyla, canlarıyla, Allah yolunda savaşmak, onlara zor ve kötü geldi de bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler. De ki: Cehennem ateşi, daha da sıcak; bir anlasalar şunu.

Münafıkların evleri yanmaya girdikleri fırınlarıdır, eşleri de yandıkları fırınlarına yeni odunlar atarlar. Yeni yeni belalar, yeni yeni sıkıntıları taşırlar.

111:4 Eşi de; odun hamalı

Münafığın geçirmek istediği ömür böyledir. Allah rızası için parmağını bile oynatmak istemez.

9:86 Allah'a inanın ve Peygamberinin maiyetinde savaşın diye bir sure indirilince içlerinden malı, kudreti olanlar, senden izin isterler ve bırak bizi de oturanlarla kalalım derler.
9:87 Onlar, oturup kalanlarla beraber olmaya razı olmuşlardır ve kalplerine mühür vurulmuştur onların, muhakkak ki onlar anlamazlar.

Kendisi oturduğu gibi herkesin de onun gibi oturmasını ister. Beladan uzak, sessiz bir hayat hayalidir ama bela da kaos da yakasını sonsuza kadar bırakmaz.

33:18 Kesinlikle Allah, sizden, işi engelleyenleri ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri biliyordu.

Doğru karar verdiğini düşünür

Ahirete inanmayan münafıklar, dünya çıkarını Allah rızasıyla takas ederler.

Dünyada da acı, stres, kaygı içinde ömürleri geçer. Müslümanların daha doğru bir kazanç için çabaladıklarını anlamazlar. Müslümanların hep yanlış bir hayat sürdüklerini düşünürler.

Bu yüzden Müslümanlara sürekli akıl verirler, "Benim dediğim gibi yaşa, en doğru hayatı ben yaşıyorum. Ben senden daha takvayım. Namazlarımı kılıyorum. Daha fazlasına gerek yok. Dünya için yaşamalısın." derler.

3:168 Onlar kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri hakkında: "Eğer bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz ölümü kendinizden savın bakalım!."

Allah rızası için en ufak bir davranışta bile bulunmaz

Münafıkların imanı dilinden öteye geçemez. En ufak bir faaliyet dahi yapamaz.

9:46 Eğer o münafıklar, seninle gerçekten sefere çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını hoş görmedi de, bu yüzden onları savaştan alıkoydu ve kendilerine “Peki, sizler de evlerinizde oturun bakalım, öteki oturan kadın ve çocuklarla beraber” denildi.

Örneğin, savaşa çıkmayı aslında gerçekten istediğini söyler ama normal hayatından hiçbir farklı davranışta bulunmaz. Yine işine, okuluna gider, evine döner, ailesiyle oturur, pilavını yer, Müslümanların sıcakta savaşmalarını eleştirir, akıl hocalığı yapar, yatar uyur.

9:81 Allah yolunda savaşmak, onlara zor ve kötü geldi de bu sıcakta savaşa çıkmayın dediler.

Münafık dışarıda Müslümanlardan daha takva olduğunu vurgulamak için abdestsiz namazını kılar, namazda hiçbir sure okumaz, diğer Müslümanlardan daha çok namaz kıldığını söyleyerek onları eleştirir. Ben sizden daha takvalı olduğuma göre savaş konusunda da ben haklıyım diyerek sıvışır evine gider, oturur. Evinde kapısını kapatıp ahlaksızlık yapar, sonra uzaktan Müslümanların haberlerini sorup öğrenmeye çalışırlar.

3:168 Onlar kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri hakkında: “Eğer bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi” diyenlerdir. De ki: “Eğer doğru sözlü iseniz ölümü kendinizden savın bakalım!.”

Faydadan çok zarar verir

Münafıkları köşeye sıkıştırarak yanına alan Müslümanlara sadece zarar verirler.

Allah rızası için her ne iş yapılsa münafık kendine saf, akıl edememiş görünümü vererek o işi yapmaz. Müslüman neden böyle yaptığını sorduğunda, "Düşünemedim, hata yaptım, özür dilerim." diyerek özrünü bildirirler.

33:20 Çölde bedevilerle birlikte bulunarak sizin haberlerinizi sormayı isterlerdi. İçinizde olsalardı da ancak çok az çarpışırlardı.

Çok özür diler

Münafıkların özür dilemesi samimi değildir.

Müslümanları kızdırmak için bilinçli olarak yaptığı her sinsilikte Müslüman onu uyardığında, "Özür dilerim, bilmeden yaptım." derler.

Bu özrünü kabul eden Müslümana çok geçmeden yeni pislikler yapmaya başlar. Müslüman tek tek bu hatalarını ona göstermekle uğraşır, münafık da tek tek özür diler ve yeni pislikler yapar.

Münafık özrü pislikten kurtulmak için basit bir metot olarak kullanır.

9:66 Boşuna özür dilemeyin. Siz iman ettiğinizi söyledikten sonra, içinizdeki küfrü açığa vurdunuz.
9:94 Siz seferden, onların yanına döndüğünüz zaman size özür beyan ederler. De ki: “Özür beyan etmeyin, size asla inanmayacağız. Çünkü Allah, sizin durumlarınızı bize haber verdi. Sizin yaptıklarınızı Allah da görecek, Resulü de. Sonra görülen ve görülmeyen her şeyi bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O, sizin yaptıklarınızı tek tek size haber verecektir.

Sıkıntı vermek için uğraşır

Münafığın her sözü Müslümanı kırmaya, sıkıntı vermeye yöneliktir.

60:2 Ellerine bir fırsat geçse düşman kesilirler. Ellerini ve dillerini size kötülük için kullanırlar. Kafir olmanızı da çok isterler.

Münafık kibarca konuşurken bile Müslümana sıkıntı verir. Müslümanın hangi konulardan rahatsız olacağını bilen münafık sinsi bir üslup kullanır.

Münafıklar sıkıntı verip sonra özür dileme ustasıdırlar.

Müslümanın nelerden hoşlanmayacağını gayet iyi bilen münafıklar için sıkıntı vermek hiç zor olmaz.

9:65 Ve eğer kendilerine neden alay ettiklerini soracak olursan: “Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah’la, O’nun ayetleriyle ve resulü ile mi eğleniyordunuz?”

Örneğin, Allah'la ilgili alay eder ama bunu bilmeden yapmış gibi gösterir. Müslüman saatlerce açıklamaya çalışır, münafık içinden çok eğlenir, sonra, "Özür dilerim, bilmiyordum." der. Ertesi gün yeni bir pislik ile Müslümanı kızdırmaya, sıkıntıya sokmaya çalışır.

Eğer münafıkları iyi bilen Müslüman olursa burada bu kişinin niyetinin ne olduğunu anlayıp, onunla vaktini israf etmemiş olur.

Müslümanın rahatsız olacağı şeyleri münafıklar planlayarak yaparlar. Örneğin, namazla dalga geçilen bir sahneyi Müslümana gülerek gösterir, "Sonsuz hayatımızı ilgilendiren bir konu nasıl mizah konusu olabilir?" diyen Müslümana, "Öylesine komik gelmişti gösteriyim dedim." diyerek, sanki bilinçsizce, farkında olmadan yapmış gibi yapar. Oysa münafık özellikle planlayarak bunu yapmıştır.

Gün boyu Müslümanları kızdıracak yeni eylemler planlar. Doğrusunu bilmesine rağmen bir konuda Müslümana cahilce cevap verip, anlamamış gibi yapar. Küçücük bir soruda saatlerce anlamamış gibi lafı uzatır. Müslüman ona ne sorduğunu açıkladıkça açıklar, Müslümanın yeterince zamanını çaldığına kanaat getirince cevap verir, gider.

Konuşma tarzı genellikle tartışmayı uzatacak şekildedir. Zaten açık olan bir konuyu bile anlamamış gibi yaparak cevaplar verir. Müslüman açıklamaya çalışır, münafık dinliyormuş gibi yapar. Saatler süren açıklamalardan sonra münafık tekrar en başa döner. Müslümanın başını ağrıtmaktan başka amacı yoktur.

Münafığın sinsi üslubunu daha iyi anlamalıyız.

“O biraz önce o ne söyledi? ayetinde ki "O" işaretine dikkat edelim. Aslında sevgi dolu Müslüman şöyle derdi, "Peygamberimiz Muhammed biraz önce ne söyledi, tekrar etmek, aklımda daha iyi kalmasını sağlamak istiyorum."

Münafıklar saygıdan yoksundur. Nezaketsizlik ve ahlaksızlıkta en ileri seviyededirler.

İşte tam bu sırada münafığa, "Neden "o" diyorsun, Resullullah desen daha güzel olmaz mı?" derseniz, size, "Sen ne kadar kötü bir insansın, beni yanlış anlıyorsun, sen zaten böyle hain bir insansın." diyerek, sizi suçlu duruma düşürürler.

47:16 “O biraz önce o ne söyledi?” diyerek (seni hafife alırlar.) İşte onlar; Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve kendi arzularının peşine düşen kimselerdir.

Örneğin, diğer münafıkların da olduğu bir ortamda, kaş göz hareketleriyle Müslümanı işaret ederken, Müslüman ona, "Neden beni gözlerinizle gösterip sonra da gülüyorsunuz." diye sorsa, o münafık, "Sen zaten böylesin, her şeyi yanlış anlıyorsun, ben öyle bir şey yapmadım, sen ne kadar kötü düşüncelisin." diyerek, Müslümanı suçlu çıkarır.

104:1 Kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!

Bilmezlikten gelir

Münafıklar, Müslümanları kızdırmak, sıkıntı vermek için her şeyi yaparlar.

En sonunda "Özür dilerim" diyerek sıvışacağı için saatlerce karşı lafla suçlamaya gider.

9:65 Ve eğer kendilerine neden alay ettiklerini soracak olursan: “Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah’la, O’nun ayetleriyle ve resulü ile mi eğleniyordunuz?”

Allah'la alay ettiği konusunda uyarıldıklarında, "Biz sadece şakalaşıyorduk, biz senden daha takvayız, sen bize ne demek istiyorsun, biz Allah'ı sevmiyor muyuz, sen bizden daha mı imanlısın, sen önce kendine bak, sen çok mu Müslümansın, ne olmuş böyle demişsek?..." durmadan cevaplar vererek Müslümanı suçlu konuma getirmeye çalışır.

Müslümanla yeterince alay ettikten sonra "Özür dileriz, bilmeden yaptık, ama bu şekilde uyarman hiç hoş değildi, daha düzgün uyarabilirdin." diyerek üste çıkmış şekilde ortamdan kaçarlar.

Çok lafazandır, demagoji ustasıdır

48:15 Geride kalıp oturanlar, siz ganimetleri almaya çıktığınızda diyecekler ki: "Bırakın bizi, sizin arkanızdan gelelim." Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz bizim arkamızdan gelemezsiniz. Allah daha önce böyle buyurdu." "Hayır. Bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır onlar ancak çok az anlayan kimselerdir.

Münafıkların her söze bir cevapları vardır. Amaçları Müslümanların zamanları çalmak, sıkıntı vermek, morallerini bozmak, kargaşa çıkarmaktır.

Savaşa katılmadıkları, ne oldukları belli olmasına rağmen, ganimetleri almaya gitmek istiyorlar. Buna hakları olmadığı söylendiğinde, "Bizi kıskanıyorsunuz, sizden daha takvayız diye mi, neden bize böyle kötülük yapıyorsunuz. Kimin daha imanlı olduğunu Allah bilmez mi? Siz mi karar veriyorsunuz buna? Bizi sadece Allah yargılar. Sizi Allah'a havale ediyoruz. Bizim günahımızı alıyorsunuz. Biz iyilikten başka ne yapmışız. Bize yaptığınız bu zulümler yetti artık. Siz önce kendinize bakın. Allah o ganimetleri sadece size mi verdi. Günahımızı aldınız, yine de biz sizin gibi değiliz. Biz size dua ederiz. Hep iyi niyetimizden böyle oluyor." konuşur da konuşur... Münafık sadece konuşur. Şeytan da sadece vesvese verir durur. Çok benziyorlar.

9:65 Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"

Allah'la alay ettiği konusunda uyarıldıklarında, "Biz sadece şakalaşıyorduk, biz senden daha takvayız, sen bize ne demek istiyorsun, biz Allah'ı sevmiyor muyuz, sen bizden daha mı imanlısın, sen önce kendine bak, sen çok mu Müslümansın, ne olmuş böyle demişsek?..." durmadan cevaplar vererek Müslümanı suçlu konuma getirmeye çalışır.

Müslümanla yeterince alay ettikten sonra "Özür dileriz, bilmeden yaptık, ama bu şekilde uyarman hiç hoş değildi, daha düzgün uyarabilirdin." diyerek üste çıkmış şekilde ortamdan kaçarlar.

Yüzsüz, utanmazdır

Münafıklar önceki yaptığı şeylerde kendilerinin haklı olduğuna kendilerini ikna ederler.

Savaşmak yerine evde oturmalarını; gerçekten doğru iş yapmış ve takdir edilmesi gereken kişiler olduklarına inanırlar.

48:15 Geride kalıp oturanlar, siz ganimetleri almaya çıktığınızda diyecekler ki: "Bırakın bizi, sizin arkanızdan gelelim." Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz bizim arkamızdan gelemezsiniz. Allah daha önce böyle buyurdu." "Hayır. Bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır onlar ancak çok az anlayan kimselerdir.

Savaşı kazanan Müslümanlarla birlikte ganimete layık olduklarına inanırlar. Bu istekleri kabul edilmeyince de, "Sizden daha takva olmamızı kıskanıyorsunuz. O ganimetler bizim hakkımız, bu konuda bile bize haksızlık yapıyorsunuz. Sizler ne kadar kötü kişilersiniz." diyerek üste çıkmaya çalışırlar.

Müslümanları doğru karar veremeyen, akılsız kişiler olarak gören münafıklar böyle bir durumda bile "Bu saf Müslümanları kandırırız, ganimetleri onların ellerinden alırız. Özür dilememize bile nasıl hemen inanıyorlar. Bunları kandırmasında ne var." diye düşünürler.

Bu ayete rağmen, ganimetten mahrum bırakılıp gönderilmelerine rağmen, "Peygamber ve yanındakiler bizim Müslümanlığımıza laf ediyorlar. Kimin imanlı olduğunu Allah bilir. Biz onlara öyle bir şey yapmıyoruz, biz daha takvayız." diyerek imanlı oldukları konusunda ısrar ederler.

Evi onun krematoryumudur

Münafıklar zengin olabilirler, en pahalı evlerde yaşayabilirler, en yüksek makamlarda bulunabilirler. Müslüman için bunların hiçbir önemi yoktur.

Münafığın içinde sönmeyen bir yangın vardır. Onun küçük bir evde yanmasıyla büyük bir evin ortasında yanmasının, Müslüman için hiçbir önemi yoktur.

Öyleyse bırakalım nerede yanacaklarını seçsinler, Allah, münafıklara görülmemiş mülkler vermesinin bile hiçbir öneminin olmadığını söyler.

43:33-35 Ve eğer insanlar hep (küfre sapacak) bir ümmet olacak olması idi biz o Rahman’a küfreden kimselerin her halde evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerinde çıkacakları asansörler, evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları taht gibi koltuklar yapardık, onları altınlara, mücevherlere boğardık; bütün bunlar, dünya yaşayışına ait metalardan ibaret ve ahiretse, Rabbinin katında, çekinenlerin.

Münafığın girdiği evi; onun yanmaya girdiği krematoryumudur, oturduğu lüks koltuğu; işkence sandalyesidir, taktığı takılar; ayağına, boynuna, bileğine vurulmuş zincirleridir, evlerindeki kapıların her biri; cehennem odalarına açılır.

Münafığa verilen her şeyin ona bela olarak verildiğini bilen Müslüman, buna özenmez, onu deney faresi gibi görerek inceler.

Saplandığı bataklıktan çıkamaz

Münafık Allah'a iman etmiş sonra kendince Allah'la alay eder gibi (haşa) inkar etmiş sonra tekrar iman gerçeklerini görüp iman etmiş sonra bilerek ve isteyerek inkar etmiştir.

Münafıklar günah bataklığına saplanıp kalmışlardır. Artık temiz bir hayata başlamak istese bile eski pisliklerinin ortaya çıkacağından kesinlikle emindir. Bu yüzden bu ahlaksız hayattan kurtulamaz duruma gelmiştir.

4:137 İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.

Münafığın artık kurtulma şansı kalmamıştır. Münafıklar ahlaksızca hayatı beğenmiştir.

9:80 Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme. Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden dolayıdır. Allah günaha batmış kimseleri doğru yola iletmez.

Münafık evinin içerisinde diğer münafıklarla birlikte ahlaksızlık yaptıktan sonra dışarıda takva Müslüman olarak dolaşır ama artık gerçekten tövbe etmiş bir Müslüman olmak istediğinde gizlice pislik yaptığı münafıkların onu ifşa edeceğini bilir. İfşa olmaktansa münafık olmayı tercih eder. Artık kurtulamayacağı pisliğin içerisinde yaşamaya başlar. Yine sokağa çıktığında takva görünmek, münafık olmayı tövbe etmiş günahkar olmaya tercih eder.

Düşünün, samimi bir Müslüman olma kararı alacak olursa, Müslümanları diğer münafıklara karşı uyarması gerekir. "O kişiye uyma, o yalancıdır, çok pis ahlaksızlıklar yapıyor." diyerek Müslümanı koruması gerekirdi. Bunu bilen diğer münafıklar, samimiyet alametleri gördüğü münafık dostlarını hemen sindirirler. Kendilerini koruma altına alabilmek için o kişiye iftiralar atmaya başlarlar ve bu öldürmeye kadar gider.

Çünkü o Allah'ın günahlarını bağışlayacağını bilir ama insanların rızasını Allah'ın rızasından üstün görür. Münafık aynı zamanda en ileri derecede müşriktir. Toplum onun putudur. Okulu, ünvanı, ailesi, akrabaları, mesleği, yabancı dil sayısı ve her şey onun için putlardır.

59:13 Gerçekten siz onların gönüllerinde Allah’tan daha korkunçsunuz. Çünkü onlar, anlamayan bir toplumdurlar.
4:142 Onlar namaz için kalktıklarında gönülsüzce sadece insanlar, görüp takdir etsinler diye kalkarlar.

Çok fazla putu vardır

Münafık aynı zamanda en ileri derecede müşriktir. Toplum onun putudur. Okulu, ünvanı, ailesi, akrabaları, mesleği, yabancı dil sayısı ve her şey onun için putlardır.

59:13 Gerçekten siz onların gönüllerinde Allah’tan daha korkunçsunuz. Çünkü onlar, anlamayan bir toplumdurlar.
4:142 Onlar namaz için kalktıklarında gönülsüzce sadece insanlar, görüp takdir etsinler diye kalkarlar.

Örneğin; Muhammed Peygamber, münafıklara savaş emri verdiğinde, "Ailelerimizi koruyalım, evimiz açıkta." diyorlar. Münafık için ailesi bir puttur.

Münafık, Kuran'a karşı putuyla gelir.

Münafığa, "Kuran'da böyle bir emir var." dediğinizde. "Benimde aile putum var. Buna ne dersin? Ailem izin vermez." diyerek Kuran'a karşı putunu öne sürer.

Allah'ın başka bir emrini söylerseniz, "Benim okul putum var. Koskoca okul putum mu senin Allah'ın mı?" der. Tabii ki de Allah'ın rızası öncelikli olmalıdır. Ama münafıklar bütün putlarını Allah'ın önüne geçirmişlerdir.

Münafığa Allah'ın rızasının olacağı şeyi bildirdiğinizde, "Benim toplum putum bunun böyle olmasını istiyor. Toplum putuma karşı gelebilir misin?" der. Müslüman Allah'ın rızasına aykırı olan her şeye karşı gelir.

Münafık bunu açıkça söylemez. Ama bütün putlarını Allah'ın emrine karşı öne sürer.

"Putum mu Allah mı?" demeye getirir. Ona Allah Kuran'da böyle emretmiş dediğinizde, "Benim anne-baba putum tam tersini emrediyor. Ben anne-baba putuma uyarım Allah'a değil." der.

Münafığın Allah'ın karşısına koyacağı sayısız putu vardır.

Örneğin; Muhammed Peygamber münafıklara savaşı emrettiğinde;

Münafıklar, "Anne-babamız savaşa gitmemizi istemiyor." der, ama bunu, "Kuran'da anne-babaya itaat emredilmiyor mu? Biz bu ayeti uyguluyoruz." derler.

Bazı münafıklar da, "Evimiz açıkta, biz ailelerimizin yanında kalıp, onları koruyacağız." der, ama bunu, "Kuran'da akrabaya yardım emredilmiyor mu? Biz bu ayeti uyguluyoruz." derler.

Önce putunu öne sürer. Putuyla yenemeyeceğini anlayan münafıklar "Kuran'a doğru dilini eğip bükerler."

3:78 Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler.

Örneğin; namaz kılınacağı zaman abdestin vakti gelmiştir. Kuran'ın diğer emirlerinin de vakti geldiğinde yapılması gerekir. Bahanelerle sıvışmak münafıkların işidir. Açık olan bir Kuran'ın emrini uygulamamak için sınırsız bahane uydurabilir.

Örneğin; zekat emrini uygulama vakti geldiğinde samimi müslüman hemen uygular. Münafık ise, "Daha okulum var." der, sonra, "Şimdi evleneceğim paraya ihtiyacım var." der, sonra, "Şimdi çocuğum olacak. Para lazım." der, sonra, "Şimdi çocuğumu okula göndereceğim, para lazım." der, sonra, "Şimdi çocuğumu evlendireceğim, para lazım." der, sonra büyük bir serveti olsa, "Hadi deprem olursa? İkinci, üçüncü, dördüncü evlerimi alayım, sonra zekat veririm." der, sonra, "Şimdi yeni bir fabrika kurdum, şu an ben paraya sıkışığım. Sen de varsa bana ver." der, sonra, "Şimdi yeni bir yat almam gerekiyor, biraz eksiğim var, para lazım." der, sonra ülkenin en zengini olmuş olsa, "Yeni bir ada almam gerekiyor, hem sonra yeni otel yapımı var, bir sürü borcum var. Allah'a dua et benim için, çok zor durumdayım." der... Münafık asla Allah'ın emrini yerine getirmez.

Münafık, zekat verdiğini öne sürer ama aslında vergi kaçırmak için sahtekarlık yapmıştır. Allah'ın emri olan evliliği yaptığını söyler ama diğer zengin aileyi dolandırmak için evlenmiştir. Münafık sadece çıkarının peşindedir, bazı Kuran emirlerini yerine getirmiş gibi gözükebilir.

Münafık grup içlerindeki samimi kişiyi öldürürler

Münafık bir topluluğun kendi şifreli iletişimleri vardır. Hepsi ayrı ayrı pislik olduğunu bilirler ama dışarıda hepsi birbiri için güzel konuşurlar. Bu yüzden, onlar için, içlerinden birisinin münafıklığı terk edecek olması çok tehlikeli bir durumdur. Böyle bir kişiyi fark ettiklerinde ondan kurtulmaktan başka çareleri yoktur.

12:9 “Yusuf’u ya öldürün veya onu boş bir yere (çöle) atın; babanızın sevgisi ve teveccühü yalnız size kalsın. Ve ondan sonra uyumlu bir topluluk olursunuz.” dediler.

Yusuf'u öldüren diğer kardeş grubu Yusuf'un her zaman doğru sözlü ve ahlaklı olduğunu ve asla onlara uymayacağını anladıklarında, Yusuf'u kendileri için tehlike olarak gördüler.

Böyle samimi ve ahlaklı olan bir kişi, tesadüfen evde münafık grubu ahlaksızlık yaparken görürse bu münafıklar için tehlikeli bir durum olur. Çünkü bu kişi onlarla birlikte ahlaksızlık yapmayacağı bellidir. Bu durumda bu münafık grubun dışarıdaki takva Müslüman imajını korumak için başka çaresi kalmaz. Bu durumu gören Müslümanı öldürürler.

Sorgu sırasında ağlarlar, yeminler ederler, namaza ne kadar titiz olduklarını laf arasında vurgularlar, Allah'ı bol bol şahit tutarlar, kendisini ifade edemediği söylerler, sürekli çelişen şeyler anlatırlar, "inanmazsınız" diyerek konuşmaya başlarlar, kendi münafık grubu dışındaki kişilere suçu atarlar ama içlerinde birbirlerini korurlar...

Asla pişman olmaz

Münafıklar son ana kadar bile suçunu asla itiraf etmezler. Eğer kesin deliller bulunursa, bu durumda pişman olduğunu söylerler ama pişman olmazlar, aksine bu ahlaksızlığını yakaladığınız için öldüresiye nefret duyarlar.

Eğer pişman olduğuna inanarak onu affederseniz hız kesmeden ahlaksızlığın şiddetini artırarak hayatlarına devam ederler.

32:17 Suçluları, Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve duyduk. Bizi geri çevir iyi işler yapalım. Artık kesin olarak inananlarız" derlerken bir görsen.
23:100 Belki iyi işler işlerim ve zayi ettiğim ömrü telafi ederim. Onun söylediği boş bir sözdür.

Kıyameti, hesap gününü görüp pişman olduklarını, bir daha asla öyle olmayacaklarını söylediklerinde bile Allah'ı kandırmaya çalışacaklar. Allah, onların kalplerini bildiği için bu sözlerinin boş olduğunu, dünyaya geri döndürüldüklerinde ahlaksızlıklarına daha şiddetli devam edeceklerini bildiriyor.

Çünkü, hesap gününde Allah'ı bile kandırarak kurtulduğunu düşünen bir münafık, "Yine hesap günü gelirse yine kandırırız. Biz herkesi kandırabiliriz. Ahlaksızlık ve günah bizim en büyük zevkimiz ve hiç kimse bizim ahlaksız olduğumuzu anlayamaz. Bizi tanıyan bütün Müslümanlar bizi onlardan daha takva Müslüman sanıyor. Bu Müslümanları kandırmak dünyanın en kolay işi." derler.

Müslümanların onların fark etmediklerini sanırlar, bir Müslümanla karşılaştıklarında, "Normal namazlarımın yanında gece nafile namazları kılıyorum, sen başörtüsü takmıyorsun ama ben takıyorum, teravih namazına gidiyorum sen bunların hiçbirini yapmıyorsun. Biraz beni örnek al benim gibi takva Müslüman değilsiniz." diyerek öğüt verip dururlar.

Müslümanın görmediği yerde namaz kılmaz, uzaktan gördüğü yerde Kuran'dan sure okumaz ve her zaman abdestsiz namaz kılarlar. Oruç tuttuğunu söylerler ama asla tam oruç tutmazlar. Kimsenin anlamayacağını bildiğinden ramazan ayı dışında da bol bol "oruçluyum" derler.

Ahlaksızlık yapmış bir münafık, Müslümanla karşılaştığında "Eve gideyim, iftarımı yapayım." diyerek oruçlu olduğunu belli etmeye çalışır. Ya da "Dizlerim çok acıyor ya." der, Müslüman, "Geçmiş olsun neyin var." dediğinde, "Önemli değil ya geceleri çok namaz kılıyorum da ondandır. Neyse boş ver bunları ama sen." der. Bunları der ki ondan asla şüphelenilmesin, takva Müslüman olarak bilinsin.

Olur ki ileri de bir Müslüman bunu ahlaksızlık yaparken yakalarsa, "Bu Müslüman bile değil bana iftira atıyor, benim ne kadar takva olduğumu herkes biliyor." diyebilsin.

Bu yüzden hayatını bu olaylara tedbir olarak tasarlar. Çocuğunu Kuran kursuna sadece bu yüzden gönderir. Camide sadece bu yüzden görünür. Herkesin gördüğü yerlerde namaz kılar. Oruç tuttuğunu etrafa duyurur. Görüntüde Müslüman olunabilecek her şeye titizlikle dikkat eder.

Yaptığı her şeyi sevgi adı altında yapar

Münafıklar yaptıkları bütün kötülükleri sevgi adı altında yaparlar.

Münafık, Müslümanları ailesini çok sevdiği iddia ederek bırakır ama hesap gününde ailesinin sonsuz azaba atılmasını isterler.

33:13 “Gerçekten evlerimiz saldırıya açık, emniyette değil!” diyerek, peygamberden izin istiyordu. Oysa evleri tehlikede değildi. Kesinlikle kaçmayı arzuluyorlardı.

"Evlerimiz açık ailemizi çok sevdiğimiz için biz onları koruyalım" diyorlar. "Diğer Müslümanlar bizim gibi ailesini sevmiyorlar, bak biz ailemizin başındayız." diyerek samimi Müslümanlara sevgi dersi de veriyorlar.

70:11-14 O ister ki, o günün azabından kurtulmak için, oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

Münafıklar kendi kendilerini aldatabilen kişilerdir. Müslümanların sevgi kelimesine olan zaaflarını bildikleri için yalan söylese "daha çok sev diye yaptım" der... Ama hiçbir zaman sevgi için iyi bir şey yapmazlar.

12:9 “Yusuf’u ya öldürün veya onu boş bir yere (çöle) atın; babanızın sevgisi ve teveccühü yalnız size kalsın. Ve ondan sonra uyumlu bir topluluk olursunuz.” dediler.
2:9 Aslında yalnız kendilerini aldatıyorlar ama bunun bilincinde değillerdir.

Kendi kolonilerinde yaşarlar

Münafıklar, Müslüman topluluğun içerisinde nefes alamazlar. Müslümanların yanından ayrıldıklarında ise biz kafir olduk diyerek ayrılmazlar. Aksine, "Biz sizden daha takva Müslümanız, sizin yanınızda küfre batıyoruz" diyerek giderler.

Gittiklerinde kafirlerin içerisinde de barınamazlar. Çünkü kafirler onların ahlaksız olduklarını çekinmeden yüzlerine vurup, onları aralarından atarlar.

Münafıklar böylece kendi gibi olan münafıklarla bir bölgede yaşayabilirler. Allah böylece Müslüman topluluğu münafık kirinden temizlemiş olur.

Münafıklar sırtlanlarla benzer özellik gösterirler. Bu yüzden fırsatı buldukça birbirini sindirirler. Bu yüzden münafık topluluğun hepsi de münafık olmasına rağmen namaza ve oruca devam ederler.

Münafık topluluk sahte iman davranışlarını kendi kendilerine göstermeye devam ederler. "Onlar kendi kendilerini aldatıyorlar." ayetinin tecellisi böyledir.

Müslümanlarla alakaları kalmamasına rağmen münafıklar diğer münafıkları aldatarak yaşarlar.

Bu münafık toplulukta düğümlenmiş şekilde gizli gizli ahlaksızlık sırlarıyla doludur. Ama bu düğümün çözülmemesi için hepsi birbirinden çok takva imanlı Müslüman diyerek bahsederler. Münafık topluluklarda bir düğüm çözüldüğünde bütün ahlaksızlığın, sahteliğin hepsinin birbirine bağlı olduğu ortaya çıkar.

9:107 Zarar vermek, küfre sapmak, iman edenlerin arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük etmek üzere bir mescit (mescid-i Dırar) kurup, “Biz sadece iyilik yapmak istedik” diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz Allah şahittir.

Yaygaracıdır

Münafık, önce sakinliğini korur, arkası kesilmeyen yalanlarını söyler, sonra anlaşılmadığından yakınır, sonra kendisine haksızlık yapıldığını iddia ederek karşı tarafı suçlar.

Artık yakalanacağını anlayan münafık yaygaraya başlar. Bağırarak karşı tarafı susturmaya bir şekilde sıvışmaya çalışır

41:26 İnkarcılar dediler ki: “Bu Kuran'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın!”

Kuran, kendisi için gerçek ile yalanı birbirinden ayıran olduğunu söyler.

86:13 Size okunan ayetler her şeyi yalanından ayırır. Ortada tamamen gerçekler kalır.

Yaygara koparmalarının sebebi bütün yalanların ortaya çıkacak olmasından dolayıdır.

Münafığın eşi onun günah hocasıdır

Münafıkların eşleri onları daha çok günaha sokmak için faaliyet yürüten işçileridir.

Münafık yanıyordur ama ateş söndükçe odun taşıyan destek kuvvetidir. Daha çok pislik ve ahlaksızlık yapmak için yardımcısıdır.

111:4 Eşi de; odun hamalı

Müslümanların her şeyini kıskanır

Münafık, Müslümanın sağlığını, parasını, evini, arabasını, içtiği kahveyi, yediği yemeği, eşini... Her şeyini kıskanır. Müslümanın sürünmesini ister, yaptığı bütün sinsi oyunlar bu yüzdendir.

9:74 Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka bir nedeni yoktu.
4:54 Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği maddi-manevi nimetleri, imkanları mı kıskanıyorlar?

Küfrü değil Müslümanları düşman edinir

Münafıklar küfür aleyhine faaliyet yapamazlar.

Evrim aleyhine çalışma yapmaya gerek bile duymazlar. Üstelik yarım ağızla lafı "Evrimi biz nasıl yenelim." demeye getirirler.

4:141 Onlar öyle münafıklardır ki, sizi gözetleyip dururlar, eğer size Allah'tan bir zafer nasib olursa, sizinle beraber değil miydik? derler. Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin zaferden bir payları olursa, bu sefer de onlara; sizi yenip öldürebileceğimiz mümkün iken, mü'minlerden korumadık mı? derler.

Münafık dünyada çıkarları uğruna yaşadığı için; hiçbir kapıyı kapatmak istemez.

Münafıklar hiç kimseye sadık değillerdir ama rengi de belli değildir.

Yani şartlar o gün ne gerektirirse o renge büründüğünü söyler ama yine tam rengini seçemez. Bu yüzden münafıklar ömürleri boyunca sadakat gösteremezler.

60:2 Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkar edivermenizi istemektedirler.

Dini içinden çıkılamaz hale getirmeye çalışır

57:27 Kendilerinin çıkardıkları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmamıştık. Bunu sırf Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için (çıkardılar) ama ona da gereği gibi uymadılar.

Münafıkta bugün aynen bu taktiği uygular.

Samimiyetiyle dinini yaşamaya çalışan bir Müslümana gelir. Dini iyice detaylı ve zor hale getirir. Kendisi için sorun yoktur, o zaten sadece anlatır, kimsenin görmediği yerde namaz bile kılmaz zaten.

Ama dilinde, bol bol zorlaştırır, detaylandırır. Müslüman samimice bu zor dini yaşamaya çabalar ama içinden çıkamaz. En sonunda dinden tamamen soğur. Münafıkta, "Benim de amacım buydu." der.

"Kuran'da her şey açıklanmamış." der.

6:114 Allah size, Kitab’ı ayrıntılı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hüküm koyucu mu arayayım?

Bu ayet söylendiğinde, "O zaman armut helal mi haram mı? Yazıyor mu?" der.

5:5 Bugün size bütün temiz şeyler helal edilmiştir

Bu ayet söylendiğinde, "Uranyum haram yazmıyor. Hani Kuran ayrıntılı şekilde açıklanmıştı?" der.

Kuran'a alenen karşı tavrını sürdürür ama "Bak ben çok zor bir din yaşıyorum. Bir sürü harama titizlik gösteriyorum. Sen sadece Kuran'daki haramlara uyuyorsun. Hangimiz daha takvayız. Sen düzgün müslüman değilsin." diyerek daha takva olduğunu iddia eder.

Ve hatta, "Sen benim uydurduğum haramlara uymadığın için sadece Kuran'daki hükümlere uyduğun için sen kafir oldun." der.

Bu yöntemle kendilerine, Hz. Ali'leri Hz. Osman'ları şehit etme yolları açarlar.

Kuran, tek tek insan vücuduna zararlı maddeleri saymak yerine aklımızı kullanmayı emreder.

8:22 Allah katında canlıların en kötüsü bir şeye akıl erdiremeyen sağır ve dilsizlerdir.
21:10 Şüphesiz size, hayatınız için gerekli bütün bilgi ve uyarılar içinde olan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanacak mısınız?

"Hayır, siz atalarımızın dinini bozuyorsunuz." diyorlar.

2:170 Ama onlara “Allah'ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz yalnız atalarımızdan gördüğümüz inanç ve eylemlere uyarız” diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler, yine mi atalarının yoluna uyacaklar?

6:38 Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

"Kuran'da Peygambere itaat edin yazıyor, Kuran'a aykırı olarak haramlar koymuşsa da bunlara uyarız." diyorlar.

4:59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin.

Söyler misiniz, ülkenizin eski hükümdarlarının emirlerini neden bugün de yerine getirmiyorsunuz?

Eski hükümdarlarınız insandı, yaşadılar ve öldüler. Ama Allah'ın hükümleri sonsuza dek uygulanacaklar.

Bakın, haram demek nesiller boyu sürecek bir yasaklamayla Tanrı'ya itaat göstergesi demektir.

Başka başka haramlara uyarak Peygamberi memnun etmek ise amacınız; söyler misiniz, hesap gününde Allah'ı memnun etmiş bir kişiden Peygamber nasıl memnun olmasın? Demek ki sadece Allah'ı memnun etmeye çalışmak diğer her şeyin memnuniyeti için yeterlidir.

Yani, Müslümanlarla uğraşmayı bırakın. Muhammed Peygamber şehirlere Kuran'ı gönderdi, Kuran'a davet etti.

Şimdi Kuran'a davet eden kişilere düşmanlık ediyorsunuz. Siz Kuran'a davet etmiyorsunuz, "Kuran okumayın, siz Kuran'ı nasıl anlayacaksınız. Kuran'ı anlamak kolay değil." diyorsunuz.

54:17 Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

"Hayır! Kuran kolay değil. Anlayamazsınız." demeye devam ediyorsunuz.

43:43 Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Şüphesiz sen dosdoğru yoldasın.
43:44 Doğrusu o Kuran, senin için de, toplumun için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.

Kuran filtresinden geçirmeden körü körüne her söze inanmıyoruz.

86:13 Şüphesiz o, (hakkı batıldan) ayırıcı bir sözdür.

Kuran'a aykırı bir sözü, "Bu söz Kuran'a uygun değil. Allah gibi nesiller boyu sürecek bir haram koyuyor ama biz yine de inanıyoruz." diyen kişilerin de Allah'tan korkup sakınan olmadıklarını öğreniyoruz.

"Biz Allah'tan çok iyi korkup sakınıyoruz." demiyorum. Allah'a sığınıyoruz ve bize, bu nur ve anlayışı vermesi için Allah'a dualar ediyoruz. Yoksa ben en basit bir şeyi bile kavrayamayacak olduğumu itiraf ediyorum.

8:29 Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir.

Küfrü değil Müslümanları düşman seçer

"Kuran'daki ayete inat Kuran'ın eksiksiz olmadığını söylüyorum. İşte bizim üstün kavrayışımız." diyorsunuz.

Kuran'a rağmen "Kuran eksik." mi diyorsunuz? "Kuran açıklanmamış." mı diyorsunuz? "Kuran tastamam değildir." mi diyorsunuz?

6:38 Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
6:114 Allah size, Kitab'ı ayrıntılı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hüküm koyucu mu arayayım?
6:115 Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tastamamdır.

Şimdi bizi rahat bırakın. O keskin dilinizi küfre çevirin. Onlar, "Allah yok. Kuran uydurma, eskilerin masalları." diyorlar. Onlara Kuran'ın gerçekliğini açıklayın. "Kuran inanç meselesi değil kesin gerçektir." deyin. Kuran'ın gerçekliğini ispat edin.

33:19 Size karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek keskin dilleriyle sizi incitmeye başlarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.

Bakın beyan esastır. Bizler, "Dinin tamamı Allah'ın olsun istiyoruz." diyoruz. Ama diğer tarafta da, "Allah yoktur. Kuran yalandır." diyenler var.

Şimdi ilmi cehd edeceğiniz tarafı seçebildiniz mi?

8:39 Bu çelişkiler ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer Allah’ın dini ile mücadele etmekten vaz geçerlerse, bilsinler ki Allah yaptıklarını görmektedir.

Yoksa müşrikler dururken, Muhammed Peygamberi ve müslümanlar aleyhine faaliyet yapan münafıklardan ne farkımız kalır.

Şimdi diyorum ki, şehadet getirmiş bir Müslümanı kim düşman ediniyorsa, onda münafıklık alameti vardır. Müslüman diğer müslümana düşmanlık etmez.

Kenetlenip bütün olarak Allah'ı, Kuran'ı savunalım.

61:4 Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.

İşte bu özellik ile münafığı anlayabilirsiniz.

Şehadet getiren, Allah'ın kuluyum Peygamberim Muhammed diyen bir kişiye, Kuran'ı okuyan bir kişiye düşmanlık edenin amacı nedir?

Bizim bunu münafık özelliği olarak belirtmemiz ile şahıs şahıs kişilerle uğraşmamız farklı şeylerdir. Bundan bahsederken kendisine Müslüman diyerek bunu yapan kişiyi düşman seçmiş olmuyorum. Bunu yapmanın münafık tavrı olduğunu gösteriyorum.

Şöyle ki, Muhammed Peygamber döneminde küfür ile savaş zamanında, "Bu sıcakta savaşa gitmeyin, Muhammed Peygamber doğru karar veremiyor, havanın sıcak olduğunu bile fark edemeyen birisi." diyerek küfre karşı faaliyet yapmak yerine Muhammed Peygambere karşı faaliyet yürüten bu kişiler hakkında ne düşünürsünüz?

Şimdi insanları Allah'a, Kuran'a davet eden bir kişiyi görünce, "Bu adamın sakalı bile yok bu nasıl dini anlatıyor?" diye ortaya çıkan kişi neden, "Allah yok, Kuran uydurma." diyeni değil de bu kişiyi en büyük düşmanı olarak seçiyor?

"Ama fitne daha tehlikeli, bu daha öncelikli bir meseledir." sözü doğrudur ama diyelim ki Kuran ile uyarmanıza rağmen Kuran'a zıtlaşıyorsa haklısınız.

2:191 Fitne, adam öldürmeden beterdir.

Örneğin, "Kuran'da eşek etinin haram olduğu eksik bırakılmış." diyen birisine ayet hatırlatıldığında "Hayır bu ayete rağmen eksik olduğunu söylüyorum." diyen birisi fitne değil de ne yapıyordur?

6:38 Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
Muhammed Peygamber tarafından eşek etinin yenilmesi haram kılınmıştır. (Buhari, Megazi 38; Müslim, Nikah 29)

İşte böylece karmaşık bir din ortaya çıkaran münafıklar, "Bu çok zor bir din, yaşaması çok zor." dedikten sonra insanları Kuran'ın aslına bile uymaz hale getirir. Hem zaten Kuran'ın aslıyla ibadetini yapmaya çalışan samimi bir Müslüman gördüğünde de, "Böyle din olur mu? Sadece Kuran'la ibadet yapılır mı? Senin dinin geçerli değil." derdi.

Bakın, burada samimiyetten bahsediyorum. Muhammed Peygamberin, İsa Peygamberin, Musa Peygamberin, Süleyman Peygamberin, Davut Peygamberin sözlerinden bizlere ulaşmış Kuran'a aykırı olmayan sözlerinin hepsi güzeldir. Bunun ayrımını yapabilmek için de önce Kuran'ı okuması gerekir.

39:18 Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.

Kuran okumadan, "Kuran çok zor, okusanız da anlayamazsınız." diyen birisinin sözünü hemen kabul edecektir.

54:17 Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?

Allah'ı ve Kuran'ı itibarsızlaştırmaya çalışır

"Kuran'da her şey açıklanmamış başka kaynaklara da ihtiyacımız var." der.

6:114 Allah size, Kitab’ı ayrıntılı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hüküm koyucu mu arayayım?

"Kuran'da bildirilenler dışında helal, haram hükümleri var." der.

6:114 Allah size, Kitab’ı ayrıntılı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hüküm koyucu mu arayayım?

"Kuran'ı hadisler korur. Kuran en fazla hadisler kadar güvenilirdir. Hadislerin güvenilirliği şüpheliyse Kuran'dan da şüphe ederim." der.

15:9 Bu Kur'an'ı gerçekten biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.

Oysa Kuran inanç meselesi değil açık bir gerçektir.

"Kuran'da her şey yok, tastamam değildir." der.

6:115 Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tastamamdır.

"Ama bazı konular Kuran'da eksik bırakılmış." der.

6:38 Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

"Kuran'da şunların haram olduğu yazmıyor ama biz bunların haram olduğuna inanıyoruz." der.

6:140 Allah’a boş yere iftirada bulunarak Allah’ın verdiği rızıkları haram sayanlar, zarara uğramışlar, mahrumiyet içinde kalmışlardır. Şüphesiz ki onlar sapıtmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.

"Altın, ipek erkeğe haram kadına helal." der.

6:139 Ve şu hayvanların karınlarındaki yavrular, yalnız erkeklerimize helal, kadınlarımıza haram; ölü doğarsa erkek de ortak, kadın da dediler. Bu çeşit sözleri yüzünden cezalarını yakında verecek. Şüphe yok ki o, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir.

"Kuran'da söylenenler dışında başka yiyecekler de haramdır." der.

6:145 De ki: “Bana vahiy edilenler arasında, leş, akıtılan kan, domuz eti -ki bu kesinlikle pistir- ve yoldan çıkarak Allah’tan başkasının adına kesilmiş olanın dışında bir yiyeceği haram bulamıyorum. Kim çaresiz kalarak taşkınlık etmeden ve aşırıya gitmeden yerse Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”

"Kuran dışında başka haramlarda var." der.

16:116 Kendi dillerinizin uydurmasıyla Allah’a iftira ederek, “Bu helaldir, şu haramdır” demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan düzenler asla kurtuluşa erişemezler.

"Kuran'da namaz var mı? Bak Kuran "tastamam" derken yalan söylediğini buldum. Kuran'ı haksız çıkardım." der.

22:77 Ey iman edenler! Rüku edinsecde edin, Rabbinize ibadet edin ve iyilikler yapın. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
20:130 Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce (SABAH) ve batmasından önce (AKŞAM) Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde (YATSI) ve gündüzün iki tarafında (ÖĞLE, İKİNDİ) tesbih et. Umulur ki hoşnut olursun.
Sabah ve Yatsı namazı: 24:58
Öğle ve Sabah namazı: 17:78
İkindi namazı: 2:238
Akşam namazı: 11:114
5:6 Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz temizlenin

"Ama namaza başlarken iftitah tekbirinde elleri ne kadar yukarı kaldırılacağı yazmıyor. İşte Kuran'da eksik buldum." der.

"Benim inandığım şey neden Kuran'da yazmıyor." der. "Benim dediğim gibi namaz kılmayanın rüku ve secde ederek namaz kılması geçersizdir." der.

"Benim inandığım gibi kılınmayan namazlar geçersizdir." der

96:9 Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

"Benim inandığım şekilde kılınan namaz doğrudur. Öyle kılmayanları men ediyorum." der.

83:33 Oysa onlar, müminler üzerine gözcü ve denetleyici olarak görevlendirilmiş değillerdi.

"Kuran'da başka bir eksik buldum. Zekatın 40'da 1 olduğu Kuran'da yazmıyor." der.

"Ben bir şey uydurdum ve onu Kuran'da bulamıyorum." der. "Kuran eksik gördün mü?" der.

2:219 Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Affetmeyi (tavsiye eder)” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
57:27 Kendilerinin çıkardıkları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmamıştık. Bunu sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için çıkardılar ama ona da gereği gibi uymadılar.

"Biz Allah'a ortak koşmuyoruz. Sadece bu uydurduğumuz hükümleri de sonuçta Allah yaratmıyor mu?" der.

"Biz Kuran dışında hükümlerin olduğuna inanıyoruz. Eğer yanlış olsaydık Allah bizi düzeltirdi değil mi?" der.

6:148 Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlar: “Eğer Allah dileseydi, O'ndan başkasına ilahlık yakıştırmazdık, atalarımız da öyle yapmazlardı ve O'nun izin verdiği hiçbir şeyi de yasaklamazdık” derler.
6:23 Bunun üzerine çaresiz bir şaşkınlık içinde, “Rabbimiz sana yemin ederiz ki, senden başka kimseye tanrılık yakıştıranlardan değildik.” diyeceklerdir.

"Her şeyi Allah'a bağlama." der.

"Bu olan olayın Allah'la ne alakası var." der.

"Sen de her şeyi Allah'a bağlıyorsun." der.

"Rüyamın Allah'la ne alakası var. Beynimin ürünü." der.

3:154 Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır."

Neden münafıklar var?

"Neden bu kötü insanlar var, neden yalancılar var, neden iman ediyormuş gibi görünerek aldatanlar var, neden inkarcılar var?" diye düşündüğünüz oldu mu?

Bu durumu Allah, Kuran'da Adem örneği ile bizlere açıklıyor. İnsanı bunlara maruz bırakmadan cennete koyduğunda cennetin kıymetini bilemeyeceğini kanıtlıyor.

Çok iyi bir insan ve çok kötü bir insanı tespit etmek için bir kamera çekimi yapıldığını düşünün. İyi olan kişinin olabilecek en güzel davranışları kaydediyorsunuz. Diğer kişiler sizin ayarladığınız oyuncular; çekim bittiğinde bu iyi kişiyi alkışlıyorsunuz ve o kişinin iyi birisi olduğunu kendisine izlettiriyorsunuz.

Hem böyle bir tespit sistemi olmasaydı; bu durumda iyi olanla, kötü olana aynı ödülü verseydiniz, bu adil olur muydu?

Bu duruma daha derin bakarsanız eğer; sizi sınamak için gönderilen oyuncu kişiler gibi siz de bu görüntülerdeki bir oyuncu oluyorsunuz. O yüzden Peygamberler bile kötü davranışlardan Allah'a sığınmışlar, kendilerine bir güç yüklememişlerdir.

Bu sistem ile cennete koyulan bir kişiye "İşte sen böyle bir insandın." denilerek, kendisine kendisi sevdirilmiş oluyor.
"Ama ben günahlar işledim. Kendimi nasıl sevebilirim?" mi diyorsunuz?

Bu duruma daha da derin bakarsanız eğer; günahı size Allah işletti. Peki bu durum sizi cehenneme koymak için mi?

Eğer hiç hastalanmasaydınız, doktora gider miydiniz? Peki, bir doktoru en çok kim sever? Doktoru en çok, hastalığını tedavi ettiği kişi sever, öyle değil mi? Allah'ı da en çok günahlar işledikten sonra O'nun bağışlamasının ve büyüklüğünün boyutunu en çok görmüş, bütün günahları affedilmiş kişi sevmez mi?

Bakın, Allah bize örnek gösterdiği o güzel kullarını hatırlayın; Yunus'u, Musa'yı hatırlayın. Bunlar işlediğini düşündükleri hataları kendileri yapmadı. Böyle düşündüğünüzde sadece sevgi için bir yaratılış olduğunu göreceksiniz.

Bütün olanlar, "Kendisine kendisini sevdirmek için" ifadesinin yerini böylece "Allah'ı sevmek için" alıyor. Sonsuza kadar sürecek Allah'a derin aşk ve sevgi yaratılışı.